Babacan Pesenkurdu

ESKİ GÜNLERİ HATIRLAYIN

Magazinizmir

Çocuklarımız hep sosyal medyada, hep bilgisayarda filan ya hani; hani zamane çocukları çok farklı ya hani… Hayır, çocukların bizim çocukluğumuzdan uzak-laştıkları filan yok aslında. 
En basitinden eski günleri hatırlayın, hak vereceksiniz.

Ne kadar güzelmiş diye düşünürüm hep, çocukluğumdaki Ramazan ayı heyeca-nını. Gece yarısında, birbirinden güzel ve komik sözleri ile geçen davulcu, hiciv ile ilk kez tanışmama vesile olmuştu. Yanında gezen arkadaşıyla atışmaları hep komik gelmişti, çocuk gülüşlerime.

Uykulu uykulu açılan gözler, ne yiyip içtiğini fark etmeden sahuru yapan ço-cukluğum. Sonrasında güneşin uzağında, gölgelerde ezan seslerini beklemeler... Orucu neyin bozup bozmayacağı ile ilgili, çocuk aklımızla türettiğimiz binlerce fantezi. Ama en güzeli, hiçbir çocuğun mızıkçılık yapmamasıydı. Çünkü mızık-çılık da orucu bozardı…
Şaka bir yana, bildiğiniz Ramazan topu sesini duyabilirdik eskiden. Çünkü İz-mir’de ne bu kadar yapılanma, ne bu kadar gürültü kirliliği, ne de bu kadar in-san vardı. Cami minarelerini çok rahat görebilirdiniz eskiden. İnci gibi dizili ampuller hep bir anda yanardı ezan sesi ile birlikte. Ve koşa koşa dağılırdık ev-lerimize “Top patladı, top patladı!” diye. Şimdi navigasyona ihtiyacımız var, semtimizde dahi olsa bir camiyi bulabilmek için... O çocukluğumuzda upuzun minareleri ile uzay mekiğini hayal etmemizi sağlayan camiler, yapılan sözüm ona “İdeal Yaşam Kompleksleri’’nin yanında küçücük kaldı, gitti. Tıpkı uzay hayallerimizin çocukluğumuzda kalması gibi.

İftar sofraları daha tenha şimdilerde. Aile haricinde; eş, dost, konu komşu Ra-mazan sofrasında pek görünmüyor artık. Kendileri olmadıkları gibi, Allah ne verdiyse yaptıkları yemeklerden gelen bir tabak da olmuyor. Ve o gelen tabağın illa ki boş gitmemesi gerektiği görünmez kanunu da işlemiyor tabii ki.
Teravih namazlarından çıkan insanların hoş muhabbetlerine, çocukların şen şak-rak kahkahaları pek karışmıyor gecenin karanlığına. Kenar mahalleler bu açıdan daha şanslı, orada halen yaşıyor bu duygular.    

Ramazan’ın genel olarak insanlara verdiği sükûnet, iyimserlik ve paylaşım duy-gusunu her zaman hissetmek güzel bir şey. Eskilerde kaldım galiba diye düşü-nürken, bir şeyi es geçtiğimizi fark ettim. Çocuklarımız filan hep sosyal med-yada, hep bilgisayarda filan ya hani, hani zamane çocukları çok farklı ya hani… Çocukların bizim çocukluğumuzdan filan uzaklaştıkları yok. Bizler, kendi anne ve babalarımızın bizimle ilgilendiği gibi onlarla ilgilenmiyoruz sanırım. İş, günlük hayat, yaşam mücadelesi filan derken yorgun düşen benliğimiz, eskisi gibi toleranslı olamıyor galiba. Çocuklarımız, bizim gibi anne ve babasıyla, ai-lesiyle, konu komşuyla vakit geçiremiyor. Ve dolayısıyla bizim yaşadığımız güzelliklere de yabancı kalıyorlar.

Elbette ürktüğümüz, beynimizde “Kime güvenebilirsin ki artık!’’ gibi soruların bolca olduğu, korkunç bir çağ bu. Fakat gelin biz sizlerle şöyle bir şey yapalım; hiç olmazsa, kendi ailemizin içinde, kendi evimizde, bu yakın ilgiyi ve eski örf, adet ve ananelerimizi yaşatalım. Küçük bir dünya kuralım ailemize ve dünyada kendi çocukluğumuzdaki özel ve güzel zamanları, gelişen çağa empoze edelim.
Olur mu? Olmaz mı? demeyin. Unutmayın, bir hayalle başlar her şey… 

Aşk ve mekânlar, insanlarla güzeldir. Bu haftaki şiirimiz de, hayatımızdaki anı-lara gelsin. Önümüzdeki ay görüşmek üzere, aşk ve sağlıcakla kalın…

İşin acı tarafı…
“Sadece onun orada olduğunu bildiğim için,
gitmediğim yerler var.
İşin diğer acı tarafı,
ben oraları çok seviyorum.’’
 


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN