Babacan Pesenkurdu

AŞK, gitti…

Magazinizmir

O kadar sıcaktı ki hava ve nemin, insanın tenini kemiğine yapıştıran cinsten olması, denizi daha da özletiyordu. Şapır şapır dökülen tuzlu, kendine has kokusu olan bu sıvı, gözlerine değdiğinde insanın, yaraya tuz bassan ancak bu kadar acıtırdı.

Ama ya bu tere karışan gözyaşının acısı, ruhun dayanılmaz ıstırabı, hayatın tamamının kendine kalmışlığının hissi, bolca saat, bolca yalnızlık, bolca alkol, bolca dost sohbeti.
Hangi teselli geri getirebilirdi ki aşkı?


Bir valize sığdırıp, tüm gece ve gündüzleri;
Boyozu, çayın demini, domatın çekirdeğini,
Sabah kahvaltısında akşamdan kalma biber, patlıcan kızartmasını;
Şarabın kırmızısını, rakının beyazını,
Milli takımın gollerini, ezilmediğimiz hezimetleri…
Sığdırıp bir valize…
Mahalle kavgalarını, sünnet arabalarını, balkon muhabbetlerini, cam kıran, mahalle maçlarını, bakkal defterini, kazak örneklerini,  fesleğen çiçeğini, kedi tekiri, komşunun yedi aylık oğlu Bekir’i…
Bir valize sığdırıp…
İnce, titreyen sesini;
Elini lezzetleri yemeklerini;
Kızgınlığının, posta koyan tavrını;
Kitaplarını, şarkılarını, Nazım’ı, Dostoyevski’yi, Sezen Aksu’yu, Yıldız Tilbe’yi, Ahmet Kaya’yı;
Tarantino filmlerini, Al Pacino’yu, Kemal Sunal’ı,
Beş yüzün üzerinde çizgi filmi…
Sığdırıp bir valize...
Kokusunu, gözlerini, kahverengiyi, onunla güzelleşen Türkçeyi, birkaç yüz dilde söyleyebildiği ’’hayatım’’ bakışını.
Bir valize sığdırıp
sevgisini..
Bir valize sığdırıp, aşkını.
GİTTİ..

Sonrası Tekel Bayii Osman Ağabey, Meyhaneci Hakkı ve eski dostların tek tek aranan, hatırlanan…
Sözüm ona, zamanında aramaya bile vakit bulunamayan iş güç arasında, nedense çar çabuk bulunan telefon numaraları…
Sonrası eskimeyen dostlarla, eskimeyen sohbet.
İlk kadehte hal hatır,
İkinci de futbol şakaları,
Üçüncü de ülkeyi kurtarma planları,
Dördüncü de O,
Beşinci de Onun gidişi,
Altıncı da O,
Yedinci O.
Devamı olursa hep O..
‘’Aldırma’’ diyemez hiç kimse, aldırmamak, aptalcadır.
Ve en büyük aptallık, onsuzluktur.
Daha fazlasına gerek yoktur yani, kimse ses etmez.
En son fırında helva gelir masaya, rakı balığın üstüne.
Yine O hatırlanır…
Eskiden, helvacının kiracısıdır çünkü.
Garip bir sessizlik çöker  masaya.
İlla ki iç çeker biri ve dudaklar ağzın içine gömülür, kaşlar hafif yukarı kalkar, masada bir sessizlik.
Çakmak taşı sesleri tokat gibi vurulur sigaranın suratına.
Ne kadar tütün varsa, yakılır.
Masada sessizlik, ağırdır.
Son kadehlerin birini masadaki bir el tutar ve seslenir bu ikili, masadaki diğer ellere ve kadehlere ‘’Eeee, hadi…’’
Onsuzluğa ve yalnızlığa kadeh kaldırılır, onsuz ve de yalnız.
Gecesinde yatılır, sızılır, uyunulur.
Ama sabah olunca sen baş ağrısı sanırsın, gırtlağının ortasında bir yumru sanırsın, hava çok nemli, nefes alamıyorum sanırsın.
Bunun adı onsuzluktur.
Öldürmez, yaşatır...
Yaşam hakkını bırakmıştır geride sana..
YAR MİRASIDIR, yaşarsın.


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN