Babacan Pesenkurdu

Senin annen, bir melekti!

Magazinizmir

Kim hatırlamaz ki Adile Naşit’in koşarak, elindeki çanı çala çala indiği Hababam Sınıfı merdivenlerini. Ve muhteşem iyimser gülümsemesini, o canım kadının, kim hatırlamaz ki?

Öyle ya, Sultan’ı, Kara Murat’ı, Sezercik’i, Zeki-Metin’i, pos beyaz bıyıklı Hulusi Kentmen’i kim hatırlamaz ki?

Ah ki ah. Ne muhteşemdir Türk Sineması.

Çok değişik repliklerin alanıdır bu meydan ‘’zira ders çalışmanız gerekir’’ bir aşkın ortasında ve bozmanız gerekir yemininizi, bir intikamı almadan, az önce.

Genelde Filiz Akın oynardı, ortadan bir süre sonra yok olup gidecek anneyi ve aslında büyük bir yanlış anlaşılmaya kurban giden annenin ardından,
derdi ki baba çocuğuna ‘’senin annen, bir melekti.’’

Mendiller ıslanır müjgândan akan yaşlar ile ve film, annenin komedindeki gülümseyen fotoğrafını göstererek biterdi. Anne ya elim bir kazaya kurban gitmiştir ya da evlerden ırak, bir hastalığa vermiştir canını.

Öyle koca dayağı ile koca kurşunu ile töre kararı ile filan öldürülmemiştir.

Yıllar önce belki de ölümü göze alıp, baba evinden kaçırdığı yavuklusunu, yeni bir umuda birlikte koştuğu kadını, yıllar sonra kan revan içinde, cansız yere seren adamlar yoktur Türk Filmlerinde.

Kadın olmak zordur bu zamanda, itilip kakılma bir yana, sadece bir organ muamelesi görme aşağılanması, KDV’sidir kadın olmanın.
Kadın olmak zordur evlerde.
Sildiğiniz kapı pencere pervazlarından kendi kanını silmek zorunda kalmak,
zordur, sağlam psikoloji gerektirir.
Kadın olmak, anne olmak zordur bu topraklarda.
Patlamış dudağınızla, çocuklarınıza gülümsemek mecburiyetinde kalırsınız.
Ve o küçücük bedenlerindeki kocaman yürekleri ile annelerine acıdıklarını hissettirmemeye çalışır bu zamanda çocuklar.

Sosyal hakkı yoktur kadının. Çünkü sosyal olmak, ahlaki yapısını bozar diye düşünülür, selam sabahı bile, onanmış kişilere verir bu zamanda kadınlar.

Eğitim eksikliği her yerde karşınıza çıkar. İnsanın kıymetlisi olan ’’anne, eş, abla, kız kardeş, kız çocuğu’’ gibi bu sıfatları alan kişinin, darp görmesi, işkence görmesi, psikolojik baskı ve dayatma ile hayatı ona zindan etmek,
hangi zulmün hükümdarlığı,varın siz çözün.

İnsanın insana ettiğini, hiçbir mahlûkat etmiyor maalesef.
Kendinden güçsüzü hep koruyan ananeler ile büyütülen ve topraklarına ANADOLU denilen bir toplumun, kadınlarının dayak sonucu öldürülmesi çok ilginçtir.
Son zamanlarda daha da artan bu sayı, rakam değil, birer candır dostlar.

Lütfen sessiz kalmayın.
Kapı komşunuz olabilir, yolda gördüğünüz bir olay olabilir, durmayın, müdahale edin. Bu sizin insanlık görevinizdir, sakın aldanmayın karı koca arasına girilmez diyenlere, insan öldürülüyorsa, elbette girilir.

Ne zaman ki, cinsiyeti ve güçsüzlüğü kaldırırsak aramızdan, o vakit daha çok yaklaşmaz mıyız insan olmaya.
Bana melek resimlerinin hep kadın olması bile yetiyor, onlara başka bir gözle bakmama.

Mazlumdan yana olmama yetiyor yüreğimin takati, sizin de yetsin sevgili dostlar.
İnsanın savunulması, korunması için yasalara ihtiyaç duyulmayacak günlerde
ve hiçbir çocuğa ‘’Senin annen, bir melekti’’ demek zorunda kalmayacağımız günlerde buluşmak dileğiyle, kalın sevgiyle.

Hayatımdaki iki kadından birine yazdığım şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Anam…

İnsan kendini anası gibi koruyamıyor…
Bir ordu zırh, bir ana kanadı kadar etmiyor.
Hızlandırılmış  yerçekimlerinden,

beton zeminlere çakılır gibi düşüşler,
özletiyor onun, pamuk kucağını.
Ve herhangi bir yara bandı geçirmiyor ufumu,
onun öpücüğü kadar.
ANAM, dünya sıkıntılarını, eteğinde taşıyan kadınım.
ANAM, yüreğimin entarisi…

Babacan PESENKURDU


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN