Babacan Pesenkurdu

Kadının Eli, Aşk İle Dokunur, Onu Kırmayın…

Magazinizmir

Var oluştan bu yana, cemre gibi dünyaya düştüğümüz rahminde,
bizi besleyen, doğuran, büyüten kadın…
Bizi her türlü kötülüğe karşı cansiperane koruyan varlık…
Âşık olduğumuz, âşık ettiğimiz güzellik…
Ellerini sımsıkı öptüğümüz, ana, bacı, kardeş, yar…
Kadın.

Peki, biz ne yaptık. Kadın haklarını ve çocuk haklarını, daha doğrusu, zalimin mazluma yapacağı eziyetlerden koruyan ‘’İstanbul Sözleşmesi’’nden çekildiğimizi duyurduk tüm dünyaya. Hem de tek bir imza ile!
İşte bu olmadı. Çekilmek zaten olmadı da, tek bir imza ile ‘’Ben çekildim’’ demek zaten olmuyor. Çünkü Uluslararası Sözleşmeler, anayasamızın 90. Maddesi gereğince meclis onayı gerektiriyor. Neyse bu hukuksal mevzuya fazla girmeden biz yazımıza geri dönüp, kadın nasıl da güzel bir varlık, anlayalım.

Geçenlerde çok uzun yıllardır görmediğim bir dostuma, felekten bir iki saat çalıp, mis gibi kahvesini yudumlamaya gittim. Kızlarağası
Pasajında buluştuk. İkimiz için enteresan bir karşılaşma oldu. En son görüştüğümüzde, o daha bekârdı, işi gücü yoktu, çalışmak ile arası yoktu daha doğrusu.

Yoksa büyük zanaatkâr, bu arkadaşım bakır kalaycısı ve oymacısı,
gümüş ve bilumum madenden takılar yapabilen, zamanında yurtdışına
da yaptığı bu eserleri küçük küçük ihraç eden bir dostumdu.
Okulu bitirdikten sonra askerliği de bitirdi. Her zaman bohem bir yanı vardı, yaptığı iş dolayısı ile bu anlaşılabilir bir tarzdı. Fakat bu dostum kafasına estiğinde, ilhamı gelmese bile üretmeye, çoğu zamanda hayatın içinde kaybolmaya başladı.

Zaman ile o büyük emekler harcayarak, küçük küçük birikimlerle açtığı atölyesini kaybetti. En son motorunu sattığını öğrendiğimde, dünya ile sıcak teması ciddiden ciddiye kestiğine karar vermiştim.
Kazım (motoru) onun her şeyi idi. Bu yüzden evdekilerin hepsi ile papazı bulmuştu, hani batak oynasa, ellinde ki papazlar ile oyunu alırdı.

Kendini alkole ve o hayata adadıktan ve de sıfırı da tükettikten sonra, her pişmanlık gibi dönüp dolaşacağı yer ana kucağı olmuştu.

Nesibe Teyze çok güzel bir kadındı, Rıfat Amca’da yakışıklı idi ama hani laf aramızda da değil, aleni, kendisine de söylerdik ’’iyi tavlamıştı Nesibe Teyzeyi.’’ O da hep şöyle derdi ’’daha onyedi-onsekizimizde bulduk birbirimizi,
biraz da cahildik, yoksa ne mümkündü bu güzelliğin bana varması.’’

Babası da razı olmuş, vermişti Nesibe Teyzeyi, Rıfat Amcaya.
Verirken de şunu demişti, iki tabak, bir yatak, bir yastık, biraz da çeyizi olan bu evlenmeye karar vermiş iki gence ’’Sağlık olsun ve çalışın, çalışkan olduktan sonra, her şey olur, olacağına varır.’’

Rıfat Amca Tekel’den, Nesibe Teyze Sümerbank’tan emekli idi. Bizim oğlan pek sıkıntı görmeden okudu, sevdiği işi de yaptı. Çünkü büyük mucize bence, insanın Türkiye’de sevdiği işi yapabilme şansıydı.

Sağlam karakterli oğlan bizim ki…
Ama benim de babamın dediği bir söz var ’’bizim it uslu da, mahallenin itleri bırakmıyor !’’

Kendisi uzun yıllara edindiği her şeyi kısa zamanda tüketti, sonra hiç alakası olamayan işleri girdi. Bir iki gün takıldı, sonra o filmde ki gibi ’’yok bu bana uygun değil, yok ben ona uygun değilim’’ deyip evde tembelliğe alışmıştı. Bir dost olarak çok uyardık, çok ikna ettiğimizi sandık ama maalesef rahata ve hiçbir şey yapmadan yaşamaya alışmış bünyesini varken, tekrardan o canım sanatını konuşturmasını sağlayamadık.

Tipi filan değişti bizimkinin, esasında yakışıklı oğlan, boylu poslu,
civan bir çocuk. Ama bu keşmekeşlikte kendi de alışmış bakımsızlığa.
Ne yalan söyleyeyim, iki yıl görüşmedik, ilk gördüğümde dönüp bir daha, bir daha baktım, o mu acaba diye…
O idi.
Ama nasıl olurdu!
‘’Lan oğlum’’ dedik, sarıldık, karınlarımıza vurduk birer ikişer ’’N’aber oğlum’’ filan şaşkınlığını sevince karıştırdık, çok da güzel oldu. Oturduk iki iskemleye, kahvelerimizi söyledik. Gözleri pırıl pırıldı. Eski günlerde ki gibi heyecanla dizlerini sallıyordu yine. Traşlı yüzünde sağ yanağında ki beni görmek bile mümkündü. Baktım, o da bana baktı. İki eli ile kendini göstererek, parlayan gözleri ile ‘’Ee?’’ dedi. Gülümsedim, anlamıştım. Bizim kerkenez âşık olmuştu.
‘’Âşıksın lan sen’’ dedim.

Sanki şampiyonlar ligi finalinde Barcelona ile oynamış da onun attığı gol ile kupayı kazanmışlar. Öyle bir sevinçle’’evvveeett’’dedi, kollarını her iki yan kocaman açarken. Kahveler geldi, ben onun omzuna vurdum sevinçten.

Yaklaşık bir sene olmuş, ablasının yazlığına gittiği bir gün Esin’i görmüş yan yazlıkta. Esin’de bir arkadaşının yazlığına misafirliğe gelmiş Gümüldür’e.
Tanışmışlar, bizim oğlan hızlı zaten, girmiş aşkın göbeğine.
‘’Yani’’ diyor ’’yani öyle hızlıca oldu. Ne bileyim güldü, bende güldüm ve başladık’’ diyor.

Esin Güzel Sanatlar mezunu bizim oğlan gibi, Marmaris’te kendi atölyesi var, heykel yapıyor. Bizimki başlamış yine o ödüller alan takılarını yapmaya, o da bir atölye açmış, parasını kazanmaya başlamış ve evlilik projelerini de nasip olursa bu yaz gerçekleştireceklermiş.

‘’Hayatımı çok değiştirdi’’ diye söze girdi.
İlk önce gidip tıraş olmuş, ayakkabılarını boyatmış, iş bulmuş çalışmaya başlamış, geceleri de takılarına geri dönmüş. Çok kaliteli bir çocuk, sanatı zaten tartışılmaz. Kısa zaman sonra İstanbul’da açacağı sergisi ile de bunu da göreceksiniz.

Akşam Nesibe Teyze’de buluştuk, hazırlıklar kallavi idi, sarma ve mantıdan sonra, enfes Kemalpaşa tatlısı. Nesibe Teyze ile laflarken şunları söyledi. ’’Ahh be oğlum, kadın böyle bir varlık işte. Anasının yapamadığını yapabilecek kadar kudretli. Aşkın eli değdiğinden beri bizim ki bir kurt, bir avcı, şekli şemaili yerine geldi, ben o kızı başımın üstüne koyarım ömrümce’ ’dedi.
Ben de bir kere daha ana yüreğinin büyüklüğü karşısında, onun o anamın eli bildiğim yumuşacık ellerinde sevgi ve saygı ile öptüm.

Bir kadın, bir erkeğin hayatını toparlamasını bu denli sağlayabilecek kadar aşkı ona verebiliyorsa; Diğer kadın da, oğlunun tekrar yaşamaktan tat aldığı günlere onu taşıyan, kendi çocuğu yaşındaki bir kadın için ’’Başımın üstünde yeri’’ var diyebilecek kadar yüceltebiliyorsa, ben bir kez daha görüyorum ki ‘’kadının eli aşk ile dokunursa, her şey cennet gibi olabiliyor’’
Tabii ki her kadın aynı değil, her insanın aynı olmadığından yola çıkarak.
Rabbime bu güzel iki kadını, bir şekilde benim hayatıma dâhil ettiği için şükrediyorum. Kalın sağlıcakla…

Bugün ki Aşk Fasikülü şiir köşemizde bu şiirimi paylaşmak istiyorum.

Kendimi sana sevilmeye bıraktım….

aşkın karasularıydı o uzak ülke…
o uzak ülkede,
intihar süsü verdin sen bana..
abaküslerde sayıldım,
oysa denklemlere denk gelmiştik biz seninle..
soyut cebirin ilk halkası olmuştuk,
öğeleri boş olmayan bir küme iken,
öbek iken yani,
göbek bağımız kesilmeden ,

sevmişken yani…
o uzak ülke mekan olmuşken,
girdi araya cinayetler,
ölümlere kurban giden kırıklıklar,

nefes hakkı vermediler ciğerlerimize

ve yorgunluk,

uykusu gelmiş bebek ağlayışı gibiydi yüreklerimize…
ama ben yılmadım…

tapusuyla beraber
ben kendimi sana,
SANA SEVİLMEYE BIRAKTIM


AŞK FASİKÜLÜ

Babacan Pesenkurdu
 


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN