Babacan Pesenkurdu

Tanrının Arabaları...

Magazinizmir

Henüz on iki yaşında filandım Erich Von Däniken ile tanıştığımda, babamın eşsiz kitap arşivinden birkaç kitabın yazarıydı Däniken.

Benim çocukluğumda kitap okurdu insanlar, zamanları çok olduğundan değil, zamanlarını doğru ve gerçek olaylara harcadıkları için, saatlerinde her zaman kendileri için ayrılmış bir vakit vardı. Konu komşu ziyaretleri, eş-dost, akraba ziyaretleri bile vardı. Dolayısı ile kitap okunacak vakit vardı. Kitaplar öyle raflarda çoğul bir kalabalıktan ziyade, bir sehpa, bir komedin, ya da bir yatak ucunda görülebilir bir nesneydi. Anlayacağınız kitapların bu evrim geçirmiş raf halleri, eskiden, sadece kitapçılarda görülebilir vaziyetti. Bence de küfür sayılır, bir canlının olduğu kadar, bir nesnenin de yaradılışının dışında bir hayat sürdürmesine zorlanması. Kitaplar yazılır, okunması için; o kadar.

Ve bu basit gibi görünen mevzu aslında dolaylı olarak ta insan ilişkilerine de birebir etki eder. Eskiden kitap değiş tokuşları olurdu, ama maalesef o da kapitalist düzene can vermiş bir insani davranış olarak, bu toplu mezarda yerini aldı.

Arkadaşlardan filan kitap alınır, tek bir sayfası kıvrılmadan, tek bir kelimesinin altı çizilmeden, alınacak notları varsa bir deftere yazılır, iade edileceği tarihten daha önce okunup’’iyi de okurum hani’ ’havası atılırdı. En güzel yanlarından biri de paylaşılarak okunan bu kitaplar hakkında görüş alış verişi yapılır, herkes kendi aklınca yorumunu ortaya koyardı. Bu da güzel bir duruma arz ederdi insan hayatında,’’bir elin nesi var, iki eli sesi var’ ’diyen atasözlerimizin haklılığı her zaman diliminde ortaya çıkarmaya da devam ederdi. Bu müthiş diyalog süreci dost ilişkilerinin katmerlilerindendir aslında.

Kütüphanelerin ne kadar az kullanıldığı, arama motorlarına giren her bilginin doğru olduğunu sanan toplumlar, kitap okudukları vakit arama motorlarındaki yanlış bilgilerin çokluğunu fark edeceklerdir. Burada da karşımıza çıkar’ ’hız, felakettir.’’ Kapitalizmin getirdiği çabuk ve sürekli tüketme olgusunun harcadığı dar gelirli okuma sevdalıları bir şeklide amaçlarına ulaşır, onlar zaten bir şekilde zorluklara göğüs germe ve karşılamaya programlanmış bir bünye ile inmişlerdir yeryüzüne.

Ama insan ilişkileri öyle mi ya, giderek artan milli safi hasılalar arasında yok olan ’’merhabalarımız’’ oluşmuş zaman içinde. Açılıp-kapatılan, açılıp-satılan kâğıt fabrikalarının çokluğu, yazar bereketi de getirmiştir dünyaya.

İşte ben daha bunları yaşamadığım yılların arifesinde, İzmir’in Basmane Semtinde, Havra Sokağında, amcamın üç katlı ahşap evindeki o enfes kitap kokusuyla başladım okumaya. ‘’Şairliğiniz’ ’derseniz, daha, estağfurullah.

Düşünün işte bu binlerce kitap demekti. Zagor, Tom Miks, Teksas, Mandrake, Kızıl Maske ve bizim oğlan Yüzbaşı Volkan dönemin çizgi kahramanları olmakla birlikte o dönemde herkese kitap okuma alışkanlığı kazandıran Pembe Dizi Serileri vardı, hiç okumadım ama okuyan çok bayan vardı. Kitabın erkeği dişisi bu sanırdım o yaşlarda.
Babamın kitapları arasında ‘’Tanrının Arabalarını’’gördüğümde heyecan verici isminden dolayı yine o fantastik maceralara beni götürecek bir kitap sandım. Fantastikti, macera, bilim ve hüzün doluydu.

Erich Von Däniken İsviçreli araştırmacı/yazardır.1968 yılında ‘’Tanrının Arabalarını’’ orijinal adı ile’’ Erinnerungen an die Zukunft’’literatürdeki yerini almıştır. İlk etapta dünyada geniş yankı oluşturan ve popüler kültürde yer alan bu eser Carl Sagan gibi konu üzerine müthiş eğitimi olan bilim adamları tarafından eleştirilince, bu eleştirileri de haklı çıkınca Däniken’in macerası kısa sürmüştür. Ama kitabın konusu ile dünyanın bu bölgesine ilgiyi çeken yazar, burada yaşamış ve katledilmiş İnka, Aztek, Maya gibi uygarlıklar, onların gizli ve insancıl yaşantılarına dikkati çekmiştir.
Daha sonra bu toplumların gelişmiş medeniyet tarafından nasıl katledilişleri de dünyanın yüzüne bir şekilde vurmuştur.

İnsanlık adına yaşayan toplumların başlarında gelen bu Amerika Kıtası halklarının bazıları, Modern Avrupa kâşiflerinin, büyük keşifleri sonucu yok olmuştur.

2012’de dünyanın sonu olacağını söyleyen ve bunu mermer sütunlara taşıyan Maya Uygarlığının kastı nedir diye düşündüğümde, benim de içinde olduğum çevrecilerin ne kadar haklı oldukları bir kez daha kanıtlanıyor. Tabii sosyal olarak baktığımızda da, altını bir dünya malı olarak gören bu ırkın, insan ilişkilerine verdikleri değer ortada iken, zamanın bizden neleri aldığı aşina oluyor. Belki de insani ilişkilerin sonunu bildiren bu toplum, meyve uzattıkları bir İspanyol askeri tarafından, böğrüne kılıcı yiyerek can vermesi, maalesef onları haklı kılıyor. Tanrının Arabalarından inecek bir canlı zümresi var sanırım!

Nice kitaplarda buluşmak üzere sevgili dostlar.

Bu hafta ki AŞK FASİKÜLÜ şiir köşemizde konumuza uygun bir şiirle sizlerleyiz.

Tanrının arabaları mıydı,
mafyalaşmış otoparkçıların,
garajlarına park edilen?
Ya da hiç akıllarına gelmemiş miydi Maya’ların
altınlarından silah yapmak?
Uzatırken meyvaları misafirine,
böğrüne hediye edilen kılıçtan,
ölümü kana kana içmek !

 


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN