YILBAŞI

Zeynep Bugay
136 Okunma

Her canlının bir doğduğu an vardı… Hayata gelmek üzere seçtiği bir toprak parçası ve içine doğduğu koşullar… Yaşamını sürdürmek için ömrü boyunca gösterdiği bir çaba, o gayret içinde edindiği veya ıskaladığı değerler, sevgiler ya da noksanlıklar ve nefretler, bunlardan kaynaklanan çeşitli duygular ve çoğunlukla da hızla geçen, onu olgunlaştırırken bir yandan da yaşamının sonunu hazırlayan, onu yaşlandıran karşı konulamayan bir zaman… O zamanın sonunda yine her canlı için bir elveda anı yani ölüm bulunurdu… Şükran Annem bana yaşam döngüsünü böyle izah etmişti. Benjamin Franklin’den bir alıntı yaparak “Yaşamımızı seviyorsak zamanımızı boşa geçirmemeliyiz, zaman hayatın ta kendisidir” diye de eklemişti.

Bunu henüz küçük olduğum ve günümün 13 ila 18 saatini uyuyarak geçirdiğim için mi söyleme ihtiyacı duymuştu tam olarak bilmiyordum… Tembellikten ötürü değil, büyümeye çalıştığım için bu denli uykuya ihtiyaç duyuyordum. Fakat bunca uyku mahmurluğunun içinde bile olsa zamanın her canlı için çok değerli olduğunu çünkü bir gün hepimize tanınan sürenin biteceğini kafama kazımıştım... Öyle ki zamanın bile bir doğum ve ölüm anı vardı yani o bizden bağımsız olarak sonsuz gözüken zaman bile kendi içinde başlangıç ve bitişlere şahit oluyordu… Şayet öyle olmasıydı bir yılın bitişinden, bir başka yıla geçişten bahsedilir miydi? Bence edilmezdi... Biten zamanın uğurlanışı, yeni başlayacak olan dönemin umutlarla kutlanmak istemesi tıpkı doğum sevinci ve ölüm yası döngüsüne benziyordu…

Biz gelmekte olan yeni yılı annemle adadaki evimizde kutlayacaktık. Aralık ayında adada ayaz oluyordu, hava çoğunlukla çok kapalı, rüzgârlı ve yağmurluydu. Şükran Annem yeni zamanın saflığını temsil etsin diye kar da yağmasını umuyordu fakat hava tahminleri o yönde kesin bir şey söylemiyordu. Sınıfta öğrencilerin büyük çoğunluğuna yeni yıl kutlaması yapıp yapmayacakları, yapacaklarsa bunun ne tipte, nasıl bir kutlama olacağı sorulduğunda çoğunluğu yılbaşının kutlanmasının dine aykırı olduğu cevabını vermişti. Kutlamayı düşünen bir kısmı ise aileleriyle birlikte televizyon önünde olacaklarını, bir şeyler yedikten sonra da uyuyacaklarını belirtmişti. 

Uykudan söz açılmışken, ben de her zamanki gibi annemin masasının üzerinde yarı uyuklar bir halde onları dinliyordum. “Yeni bir yılın gelişini kutlamak ile yılbaşına yakın tarihlerde olan Noel’i kutlamak aynı şey değildir. Yeni yıl kutlaması, o sene için temiz bir sayfa açabilme, mutlu, huzurlu veya sağlıklı olma umudunun dile getiriliş şeklidir. Ayrıca, Noel de Hristiyan kardeşlerimizin bayramıdır ve insanlık dini, dili, ırkı her ne olursa olsun her türlü sevince ortak olarak günah işlemez, sadece barışı ve huzuru büyütür. Bir şeyin yasak olması için mantıklı bir izahatının olup olmadığını mutlaka sorgulayın” dedi annem. Bunun üzerine öğrencilerden birisi “Ağaç süslemek de günah değil mi yani öğretmenim?” diye sordu. “Eğer o süslediğimiz ağacı daima yapraklarını hiç dökmeyen bir cinsten seçtiğimizi aklınızda tutarsanız o zaman o ağacın temsil ettiği şeyin ebedi zaman olduğunu, zamanın da bizi, alemleri yaratan bambaşka ve eşsiz benzersiz koca bir ağacın yani Yaradan’ın tezahürü olduğunu anlayabilirsiniz. O süslediğimiz ağaç bize yaşamımızı, zamanı, her türlü nimeti veren ana yaşam ağacının, köklerimizin, ayrı düştüğümüz ruhsallığımızın ta kendisine bir tür özlem ve candan selamlamadır… İlla Pagan zamanlarından kalma çok tanrılı inanca atıfta bulunduğunu düşünerek kendinizi Yaradan’ı kucaklamaktan men etmeyin. Her şeyin neyi sembolize ettiğini araştırın, sorun, öğrenin. Kalıp düşüncelerle zamanınızı boşa harcayıp, öğrenmek ve idrakinizi geliştirmekten kendinizi alıkoymayın” dedi. Öğrenciler çok heyecanlanmış, kendi aralarında fısır fısır konuşuyorlardı. 

Annem yaklaşmakta olan yeni yılla birlikte onlarda yeni bir ufuk açabildiğine çok sevinmiş, anlayış kalıplarını sorgulamaya, araştırmaya sevk ettiği için neşeyle gülümsüyor, kendi aralarındaki konuşmaların durulmasını bekliyordu. Bir süre sonra öğrencilerden bir tanesi parmağı havada: “Öğretmenim ailelerimiz evde izin vermeyecektir ama okulun bahçesindeki çam ağacını hep beraber süsleyebilir miyiz?” diye çekinerek sordu. Şükran Annemin gözleri dolu dolu olmuştu: “Süsleriz tabii ki ne de olsa her bitiş saygın bir vedayı, her başlangıç neşeli bir hoş geldini hak eder. Bu yıl bizim hep beraber bilinçli bir şekilde zamanımızı boşa geçirmemeye, öğrenmeye, olgunlaşmaya, üretmeye ve sevmeye karar verdiğimiz, talihsizlikleri bahçemizin dışına gönderdiğimiz bir yıl olsun. Ağacımız bu niyetlerimizi kökleriyle dünyadan toplasın, kollarıyla gökyüzüne bizim adımıza Yaradan’a iletsin” dedi. 

31 Aralık günü okulun bahçesinde el emeğimizle tüm sınıf, ben dahil olacak şekilde ağacımızı baştan aşağı süslemiştik. Biz zamanımızın kıymetini bilmeye o gün söz verdik, peki ya siz? 
 

Yorum Yap

(*) Gerekli Alanlar

ETİKETLER
banner
FACEBOOK İLE BAĞLAN