ERİŞKİNLER İÇİN HİKAYELER -6- GOFRET

Magazinizmir.com
Zeynep Bugay
79 Okunma

Evet, size garip gelebilir ama o benim bir kedi olmamı onunla dostluk edemeyeceğim veya kendimi onun çocuğu olarak göremeyeceğim şeklinde yorumlamıyordu. Dahası sık sık bana okumaktan çok hoşlandığı Alman Filozof Schopenhauer’den alıntı yaparak “Hayvanlara karşı acımasız olan, iyi bir insan olamaz” diyordu. Ona göre iyi bir insan olmak hayvanlara, doğaya saygılı davranmak, onlardaki sessiz kutsiyeti görmezden gelmemekle çok alakalıydı. Bundan ötürü bana, ona onun dilinde cevap veremesem de sık sık bir sürü soru soruyor, ne cevap verdiğimi anlamak istermişçesine yanıtlarımı okumak için gözlerimin içine bakıyordu. 

Ben onun beni aynı dili konuşmasak da içsel bir şekilde duyduğuna inanıyordum. İnanıyordum çünkü o kalbin sessiz, dilsiz ve hatta yabancı olan her şeyi uzlaştıran, çözen ve anlayan tek yer olduğunu bilen birisiydi. Bana kendisinin yalnızlığını gidermek için arkadaşlarının beni ona hediye etmiş olmalarının anneme ve bana yapılmış çok büyük bir kötülük olduğunu söylemişti. Bunu kalbimi görmese, oradaki anne özlemini anlamasa bu kadar doğrulukla ifade edemezdi. O yalnızdı, ben de ailemden kopartılarak yalnızlaştırılmıştım. Bana “Ben senin gerçek annenin yerini tutamam. Bunu ikimiz de biliyoruz ama beni annen olarak kabul etmek istersen, seni öz evladım gibi hayatım boyunca severim Mırmır, bunu ister misin?” diye sormuştu. Gözlerimdeki ıslaklığı da görmüş müydü bilmiyorum ama yaşımın küçüklüğü, yalnızlığın getirdiği çaresizlik, sığınma, sevilme ve kabul edilme isteğiyle patimi Şükran annemin eteklerine hevesle değdirmiştim. Bu benim tarafımdan “Ben seni artık ailem kabul ediyorum, sen de beni asla terk etme” demekti… Patilerimden tutup beni kucağına almış ve “Biz artık anne oğuluz, ölüm bizi ayırana kadar…” demişti. 

Ben henüz yeni doğmuştum. Haftalar olmuştu. Yaşamın başlangıcı olduğu gibi bir bitişi de olabileceğini tahmin ediyordum. Bazı şeylerin size öğretilmesine gerek yoktu, doğmak, süt emmek, anne ve babanızı sevmek, yaşarken kalbinizin söylemeye çalıştıklarını duymak, onları uygulamak ve ölümü kabul etmek gibi… Bunları insan, hayvan, doğaya dair ne kadar unsur varsa geldikleri yerin esrarından ve güzelliğinden olsa gerek içten bir bilişle bilirlerdi. Ben de bir gün öleceğimi biliyordum ama ölümü düşünmek için henüz çok ufaktım. Sanırım ki ölüm eşi veya sevgilisi olmadığı için çok yalnız olan Şükran annem için de korkulası bir şeydi ki bu gerçeği unutmak istercesine “Ölümden bahsettiğim için özür dilerim…” dedi. Sonra bana “Depresif Charlie Brown gibi konuştum değil mi?” diye sordu. Charlie Brown kimdi bilmiyordum ve anlamak istercesine koca gözlerimi dikmiş, ona dikkatle bakıyordum. 

“Ah şey, Charlie Brown’ın Snoopy isimli beagle cinsi bir köpeği vardır. Onlar hep dertleşirler… Bir seferinde Charlie Brown Snoopy’e ‘Bir gün hepimiz öleceğiz’ der. Snoopy de ona ‘Doğru ama diğer bütün günlerde de ölmeyeceğiz’ diye yanıt verir. Tıpkı senin bana şu an gözlerinle bilge bir şekilde anlatmaya çalıştığın gibi, sen de benim yalnız Charlie Brown hayatımın doğru yolu gösteren Snoopy’si olacaksın Mırmır” dedi. 

Ben o gün, o küçücük yaşımda yaşama sarılmam ve öleceğim güne kadar yaşayacağım her andan keyif almam gerektiğini anladım. Annemden ayrıldığım gün üzüntüden ölmeyi seçebilirdim. Ben ise hayatta kalıp, yaşayacağım diğer tüm günlerde hayatı, insanları ve doğayı sevmeyi ve benim gibi yaralı olan herkesi de yapabileceğim kadar sevgimle iyileştirmeyi seçtim. Bilmiyorum bilge Snoopy neyi seçerdi ama ben bunu seçmiştim…

Yorum Yap

(*) Gerekli Alanlar

ETİKETLER
banner
FACEBOOK İLE BAĞLAN