HEMEN MAGAZİN İZMİR'E ABONE OL!

Ferah Uzundurukan

SADE’CE

Magazinizmir

Okyanusun binlerce metre derinliğine dalmak, o eşsiz güzelliği görmek gayesiyle tüm gereksiz ağırlıklardan arınan bir dalgıç... Beethoven’in 4 yıl boyunca hiç eser vermeyip 4 yıl boyunca sağırlığının kendisine kattığı gerekli tınıları kullanma refleksi ile ürettiği meşhur 9. Senfoni’si... İstanbul Şairi olarak nam salan Yahya Kemal Beyatlı’nın bir kelime için 25 yıl bekleyip meşhur şiiri olan ‘Rindlerin Ölümü’ nü yazması... Gereksiz pas yapılmaması için futbolcularını uyaran bir teknik direktör paradigması… Tüm bu farklı alanlardaki insanların tek ortak noktası vardı aslında. Gerekli olan dışındaki detaylardan kopma içgüdüsü ve mükemmeliyete bu sayede varış... Yani minimalizm.

 

Değişen ve gelişen modern zamanların girdabında ya da kaotik süreçlerinde biz insanoğlunun mutluluğu ve huzuru bulma adına sığındığımız alışveriş ve tüketim paradigmasının iflas ettiğine şahit olmaktayız. Sade bir yaşam tarzı ve gerekli olan dışındakileri reddedişle başlayan bu bakış açısı, insanların iç huzuru bulma yolunda sığınak noktası oldu. ‘’Az insan, çok huzur’’ mottosu iyiden iyiye geçerli bir para birimi gibi toplumsal yaşamın parametresi olma yolunda hızla yükselmekte.

‘’Az’a kanaat etmek’’ deyiminin kullanım sahasının her geçen gün artması, sizce de yaşadığımız bu tüketim çılgınlığının pardon zehrinin yarattığı iç huzursuzluk için bir panzehir değil mi?

Tasavvuf kültüründeki Yunus Emre’nin mısralarından tutun, Budizm anlayışına kadar, sadece ama sadece ‘gerekli olanı’nın yeterli görülmesi ve iç mutluluğun yolunun tam da buradan geçmesi ‘minimalizm’ dediğimiz yükselen anlayışın sağlam bir felsefi temeller üzerine inşa edildiğinin bir göstergesi.

 

Minimalist yaklaşım zaman içinde üslup noktasında da bir çeşit ivme kazandı. Öyle ki ‘az sözle çok şey anlatmak, gereksiz konuşmamak’ gibi kültürel kodlarımıza dönüş yolu da bu sayede açılmış oldu. Çünkü insanoğlu için çıkış noktası ‘laf kalabalığı’ içinde yeri geldiğinde sessiz kalmak, yeri geldiğinde az fakat etkili yönlere vurgu yapmaktan geçer oldu. 

 

 

 

 

Her cümleden öte belli cümleler artık ‘’etkili’’ konuşmak anlamına gelmekte.

Dünya genelinde azalan doğal kaynaklar gerçeği, su gibi hayati öneme sahip bir cevherin israf edilmemesi gerektiği gerçeğinden hareketle minimalist yaklaşım gelecekte yaşanabilir bir dünya için olmazsa olmaz. En az ‘’su’’ kadar kıymetli bir cevher de içimizdeki gereksiz nüanslardan arınıp berrak bir zihinle, gerek ailevi gerekse iş hayatımızdaki hamlelerimizi daha anlaşılır ve yönetilebilir hale getirmektir. Özellikle farkında olmadan zihnimize depoladığımız ‘’ön yargılar, gereksiz takıntılar, anlaşılmaz kaotik güdülenmeler’’ gerek üslubumuzu gerekse alacağımız kararların sadeliğini bulanıklaştırabilir. Bunu önlemenin en güzel yolu, işimize yaramayacağını bildiğimiz ve engel olamadığımız düşüncelerin anbean farkında olarak, kökleşmeden onları yok etmek.

 

Günlük hayatımızda her geçen gün uzayan kredi kartı ekstreleri, gittikçe artan su ve elektrik tüketimlerimizin panzehiri minimalizmden geçmekte. Aslında ‘birikim’ yapmak, ileriki süreçleri düşünerek ölçülü yaşamak gibi temel unsurların tek reçetesi, çıkış kaynağı da minimal paradigmadır. Bu sayede atacağımız adımların her detayını planlamak da beraberinde bir artı olsa gerek. Ve tabii ki zamanı yönetmek, zamanın geri gelmeyecek kadar özel ve değerli olduğunu hissetmek de cabası...

 

İnsanoğlu olarak minimalizm anlayışının dışında tuttuğumuz tek saha ‘’sevdiklerimiz.’’ Sevdiklerimizin hiç azalmaması, tam tersine hep artması temennisi ile yazımı noktalarken mottomuz hep şu olsun: Sade yaşamak, ‘’sade’ce’’ yaşamaktan geçer...”

 

 


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN