HEMEN MAGAZİN İZMİR'E ABONE OL!

A. Filiz Gökdemir Özarslan

TATLI DİL VE ÜSLUP

Magazinizmir

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” Atasözümüz ile tekrar merhabalar güzel dostlarım, bir yazımla daha sizlerle birlikte olmaktan dolayı inanın çok mutluyum. Her birinize ayrı ayrı selam, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

                  Bugünkü konumuz, başlığımızdan da anlaşılacağı üzere gönül alıcı, hoşumuza giden güzel etkileyici sözler yani tatlı dil ve hayatımızın olmazsa olmazı olan üslup.  Anlatış biçimi, tarz, stil olacak diğer anlamları ile üslubun açılımı. Kendimce sizlerle paylaşmak istiyorum bu ikiliyi şiir yürekler.

                  Bu yaşıma kadar hayatımda tek önem verdiğim şeydir tatlı dil ve üslup. Eminim ki sizlerde öylesinizdir. Beni en çok rahatsız eden şey yüksek tonda konuşma tarzıdır. Bir de kaba bir anlatım. Kim sever ki zaten böylesine bir durumu. Hemen kaçarım o ortamdan. Birisine bağırmak da bir şiddettir aslında.

                  Üslup yani diğer adı biçem edebiyatta yazarın veya şairin eserinde kullandığı dili sergilediği terimdir. Çok duyarız mesela ünlü şairlerimizin tarzlarını, Nazım Hikmet Ran şiirlerinde dil durudur, akıcıdır, somuttur, halk dili, halk türküleri ve ozanları vardır dizelerinde. Süslemesi çok olmayan pırıl pırıl bir üslup kullanmıştır. Onu diğer şairlerden ayıran bu tarzıdır, üslubudur. Şairanelik yani lirizmin bir adım ötesi demektir.  Bayatlamış, öteden beri yüzyıllardır aynı tarzda yazılan ve okunan şiirlerin şeklidir şairanelik. Nazım Hikmet şiirlerinde asla buna rastlayamayız mesela. Her şairin ve yazarın kendine has üslubu vardır. Naçizane bu yola baş koymuş biri olarak benim de şiirlerimde, yorumlarımda ve yazılarımda kendime göre üslubum vardır. Tabi ki daha yolun çok başında olarak.

                  Üslup kişiye özeldir. Çok eskiden üslup üç çeşitti; Sade, süslü (müzeyyen), yüksek (âli) olmak üzere. Günümüzde ise bugün, modern eleştiride şöyle bir üslup sınıflaması yapılmaktadır:

Yazarın adıyla anılan üslup

Çağa bağlı üslup

Dile bağlı üslup

Konuya bağlı üslup

Ülkeye bağlı üslup

Okuyucu- alıcı topluluğuna göre üslup

Eserin amacına bağlı üslup (Alaylı üslup gibi).

 

Ben edebi terimlerle sizleri çok sıkmak istemiyorum. Üslubun en çok konuşma dilimizdeki şekline değinmek istiyorum bugün aslında. Kısaca üslubu tarif ettikten sonra tekrar gelelim tatlı dile. Hani çok sevdiğimiz türkü vardır şu an aklıma geldi tatlı dile doyulur mu doyulur mu hiç güzel insanlar. Haydi yine birlikte mırıldanalım mı o zaman:

 

 

Tatlı dile güler yüze

Doyulur mu doyulur mu

Aşkınan bakışan göze

Doyulur mu doyulur mu

 

Doyulur mu doyulur mu

Canâna kıyılır mı

Canâna kıyanlar

Hakk'ın kulu sayılır mı

 

Neşet Ertaş üstadımız da ne güzel okurdu bu türküyü, mekânı cennet olsun inşallah.

 

Evet tatlı dil ne kadar önemli değil mi? Küçük bir çocuğu düşünün siz ona nasıl yaklaşırsanız o bir adım daha gelir yanınıza. Hele de ses tonunuzu yükseltmeden yumuşak ve incitmeden konuşursanız o yavrucağın gönlünü kazanırsınız. Öpücükleri konduruverir hemen yanağınıza. En güzel tepkiyi masum çocuklar verir zaten sadece. Sevmedikleri kişileri de dile getirmekten çekinmezler. Aslında o insanların sert üsluplarıdır hoşlanmadıkları. Aşkın da kimyasına giden yol tatlı dildir aslında. Sevgiliye yapılan serenatlar, okunan şiirler güzel bir üsluptan geçer. Ses tonunun yumuşaklığı ve yansıttığı his insanın duygularını şelaleye dönüştürür. Yaşamımızın her kesitinde hep tatlı dil ve üslup kazanmıştır.

Herkese verecek, memnun edecek kadar malımız, maddî gücümüz olmayabilir, fakat tüm insanlara yetecek tatlı dil ve güler yüze sahip olduğumuzu düşünüyorum.  Çok zor bir şeyde değildir bu durumu gerçekleştirmek bence.  Sevgi ve saygı duyarsak etrafımıza ardından o üslubu da yakalayıp kırıcı olmayan bir konuşma yani tatlı dil sergileyebiliriz dostlar. Her insanın fıtratı elbette aynı değildir. Sert ve yüksek ses tonu ile konuşmayı adeta kendine uyarlamış asık suratlı kişiler de vardır maalesef. Çok kalp kırar bu yapıdaki insanların üslubu. Çocukluğuna inersek bu kişilerin sevgisiz büyüdüğü çok barizdir. Çoğu zamanda sabırla susmak da bir üsluptur aslında.  

                  Gerçek yaşanmış bir örnek anlatayım size eşimin köyündeki büyüklerimizden dinlemiştim. Çukurova’mızın bir köyünden yaşlı amcamız evli olan çocuklarını ziyarete gitmiş. Önce oğlunun evine geçmiş, gelin çok mutlu olmamış bu duruma hemen yüzü asılmış. Fakat oğlu üzülmesin diye çok belli etmemiş amcamız, torunlarla ilgilenmiş. Oğlunun hali vakti çok iyi durumdaymış. İkramlar çok fazlaymış ama, her getirdiği tabağı sanki başına vurur gibi getirmiş odaya gelin. Bir yandan da sürekli kalp kırıcı ve iğneleyici laflar konuşuyormuş eşine dönüp dönüp. En son baklavalar gelmiş tabakta, yutkuna yutkuna ayıp olmasın diye yedikten sonra üstüne bir bardak su içmiş amcamız. “Allah’ım demiş içinden baklava mı yedim hiç anlamadım ağzım sanki zehir gibi oldu.” O gece orada kalmayı düşünüyormuş aslında. Fakat yaşlı kalbi kaldıramamış.  Bana müsaade oğlum deyip geri yola koyulmuş.

                  Az ileride kızının olduğu köye doğru yola koyulmuş. Yanına, oğluna da götürdüğü fakat gelinin ortaya hiç çıkartmadığı pelitlerden almış heybesine. Pelit köylerinin coğrafyasına özel kestane cinsinden ve tadı biraz acı olan kabuklu bir yemiş. Kesme ağaçlarının meyvesi. Tatlı olan cinsleri de var ama tadı genel olarak buruk bir tatta. Bazı yörelerde meşe palamudu olarak da anılır. Sağlık için şifa hem de. Kızı ve oğlu çok sever diye getirmiş bu pelitleri yaşlı amca.

Kızının kapısını çalmış, damadı hemen açmış ve hoş geldin babam diye öyle bir karşılamış ki kayın pederini. Torunlarda kapıya koşturmuş dede, dedem geldi diye. Babasının boynuna sarılmış kızı da elini öpmüş. Getirdiği heybesini almış elinden. Yoksa pelit mi getirdin babam demiş. Getirmem mi hiç demiş yavruma amca da. Kızcağız mutfağa geçmiş bir yandan çok seviniyormuş babasının gelmesine fakat maddi durumları çok kötüymüş. Babamı güzel ağırlayamayacağım diye içlenmiş, gözleri dolmuş.

Ocakta sadece döğme çorbası kaynıyormuş. Yoğurdu da çırpmış, kepçe kepçe sıcak döğmeleri yavaş yavaş ilave etmiş kestirmeden yoğurda. Bir de üzerine salçalı nane yakmış zeytinyağında. Akşamüzeri saçta pişirdiği çörek ve bazlamaları da koymuş yer sofrasına. Kuru soğana da çakmış bir yumruk. Hadi babam sofraya gelin demiş. Öyle güzel kokuyormuş ki o döğme çorbası buram buram. Oğlunda önüne konulan ziyafetten bin kat daha hoş gelmiş sofra babanın gözüne. Huzurla çorbalar içilmiş.

 Kızı odada yanan sobanın üzerine pelitleri dizip kestane gibi pişirmiş. Babasına sunacak tatlısı da yokmuş meyvesi de. Pişen pelitlerden yiyen baba üstüne bir tas su içmiş. Oh demiş arkasına yaslanarak; “Oğlumun evine gittim baklava yedim üstüne bir bardak su içtim ağzım zehir katran oldu. Kızımın evine geldim, acı pelit yedim üstüne bir tas su içtim ağzım bal gibi oldu demiş.”

Sözüm meclisten dışarı, her evlat ya da gelin böyle olacak değil elbette. Allah hayırlı evlat nasip etsin inşallah hepimize güzel insanlar. Tatlı dilin ve üslubun ne kadar önemli olduğunu bu yaşanmış hayat hikayesinde size dilim yettiğince anlatmaya çalıştım.

Bir de kısaca sosyal medya hesaplarımızda kullandığımız tarzlara, üsluplara değinmek istiyorum. Herkes sayfasında elbette özgürdür. Fakat eski dilde kullandığımız adabı muaşeret yani görgü kuralları her yerde geçerlidir. Gerek sanal ve gerek reel yaşamda. Nezaketen insanları kırmadan beğeniler ve yorumlar yapılmalıdır. Son zamanlarda birçok paylaşımlarda rastladığım bir durum sayfamda bahar temizliği yapacağım tarzında yazılar. Bu çok kırıcı bir üsluptur bana göre. Sayfanıza ekleyip aldığınız sosyal arkadaşlarınızı sessizce de silebilirsiniz bu tarzda açıklamalar sayfa temizliği yapacağım gibi paylaşımları şahsen hoş bulmuyorum. Nezaket kurallarına muhakkak uymalıyız. Elimden geldiğince kendi adıma sosyal hesabımda olan dostlarımın sayfalarında beğeni ve yorum yapmaya çalışıyorum. Sağ olsun dostlarımın çoğu da duyarlı bu konuda. Zaten arkadaş sayımı da çok az tutuyorum. Seçici olmak da bir üsluptur.  Yorum ve beğeni sayımın çok olması ile değil yazılarımın ve şiirlerimin okunması ile daha çok ilgileniyorum. Emeğe saygı olsun yeter benim için. Saygı ve sevgi hayatımızın vazgeçilmezi olmalı her adımımızda.

Bugünkü konumuz satırlara sığmaz aslında anlatmakla. Başka bir yazımda farklı yaşanmışlıklarla devam ederiz inşallah. Güzel atasözleri ile yazımı sonlandırmak istiyorum tatlı dil için neler denmiş buyurunuz:

 

“Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.”

“Dilin kemiği yok.”

“Dilin cismi küçük, cürmü büyük.”

“Dilim seni dilim dilim dileyim, başıma geleni senden bileyim.”

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.”

“Bana benden her ne olursa, başım rahat bulur dilim susarsa.”

“Baş dille tartılır.”

 

Evet bugün de bir yazımın sonuna geldim, umarım sizleri okurken sıkmamışımdır. Her türlü sürçülisan ettiysem affola güzel yürekler. Tekrar görüşmek üzere hoş kalın hoşça kalın, sağlıcakla kalın. Selam, sevgi ve saygılarımla.

 

A. FİLİZ GÖKDEMİR ÖZARSLAN

ADANA

 


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN