Gezelim, görelim, yiyelim, içelim, güzelleşelim

Magazinizmir.com
Fedai Ünal
41 Okunma

Elbasan’da, Elbasan Tava, 
Üsküp’te Kuru Fasulye Köfte…

İleri tarihlerde yazarım diyordum ama dayanamadım bu haftaya yazmaya karar verdim Balkanlar turunun aklımda kalan güzel bölümlerini.

Çünkü bu sıcaklarda eğer bir yurtdışı programı yapmak üzereyseniz bana göre değerlendirilebilecek en güzel alternatif. Serin ve temiz bir hava eşliğinde tarih, ata topraklarından güzel yer olamaz bence.
Neyse biz dönelim sohbetimize.

Meritva nehri kıyısında kuzu çevirme, Bosna'da kuru et derken otobüsümüzde azıcıkta siyaset konuşurken yolun nasıl geçtiğini anlamıyoruz.

Adriyatik denizi kıyısındaki Karadağ'a vardık bile. Rehberin yalancısıyım, pek tembelmiş Karadağlılar. Öyle ki yatak odalarında uyandıktan sonra dinlenmek için sandalye bulundururlarmış. O kadar yani...
Kotor, Budva, Podgoritsa şahane yerlerde, tarihin tam göbeğinde biz de ayak izlerimizi bırakıyoruz.
Karadağ’dan ayrıldıktan sonra virajlarla dolu kısmen biraz sıkıcı sayılabilecek bir Arnavutluk yolculuğu başlıyor. Ama benim için pek sıkıcı olduğu söylenemez çünkü yolun sonuna doğru annelerimizin, nenelerimizin de çok yaptığı Elbasan Tava yemeğini Elbasan şehrinde tadacağım. Yolculuk sırasında Arnavutluğu geçerken dikkatimi iki şey çekiyor. Birincisi Enver Hoca’nın halkına baskı unsuru olarak kullandığı nükleer saldırılara karşı yapılmış binlerce sığınak, ki yol boyuncu bunları görebiliyorsunuz. İkincisi de şehirlerde hemen herkesin o keşmekeş trafikte bisiklet kullanması. Mesela İşkodra’da öğleden sonraları kadınları süslü, püslü, topuklu ayakkabılarıyla bisiklet kullanırken görebilirsiniz. Anlayacağınız tam bir bisiklet ülkesi Arnavutluk.

İşte Elbasan’dayız

Şehrin tam ortasında bir kale içinde yemek yiyeceğimiz yer. Önce şöyle bir minik tur atıp, kalenin hemen yanındaki devasa büyüklükteki yola park ediyoruz otobüsümüzü. Kale içine girdiğimizde yeşillikler içinde, huzurlu bir restoran bizi bekliyor. Hızlı bir şekilde yerimizi alıyoruz. Balkanlar ve Avrupa’da alışmadığım bir biçimde hızlı bir servisle geliyor yemeğimiz. Önce bir sebze çorbası, lahana salatası ve ardından elbasan servis ediliyor. Buralarda sebze çorbaları genelde kestirmesiz, su kıvamında gelir. Ancak güzeldir tavsiye ederim. Ve işte Elbasan Tava ile başbaşayız. Bi kere şunu söylemeliyim, bence bizim ülkemizde çok çok daha güzelllerini yiyebilirsiniz elbasanın. Ancak doğduğu kentte, yemeğe adını veren kentte bunu tatmak başka bi duygu. Yemeği, servisi beğeniyorum, kale içi harika. Biraz kalenin dışını keşfe çıkıyorum. Otobüse yakın eski eşyalar satan bir amcayla sohbet ediyoruz. Benim ısrarla Arnavut olduğumu, gözlerimden anladığını söylüyor. Eğer eski şeyleri seviyorsanız Sırbistan’dan, Üsküp’e gelene kadar rastlayacağınız eskicilerden bayağı ucuza enteresan şeyler alabilirsiniz. Üsküptede var böyle yerler ama diğer şehirlere göre pahalı. Mesela eski bir Sovyet dürbünü denk getirirseniz kaçırmayın derim.

Makedonya

Akşam saat 17.00 sularında Ohrid Gölü kıyılarındayız. Bizim kıyı kasabalarından pek farklı bir yer değil burası. Ancak ertesi gün gittiğimiz gölün kaynağının da bulunduğu Sarı Saltık Türbesinin bulunduğu yer muhteşem. Burası gölü besleyen bir kaynak. Su o kadar  temiz ve berrak ki, sesini duymasanız cam zannedersiniz. Neredeyse her baktığınız yer bir tablo gibi. Suyun üzerine doğru uzatılmış iskeleler, dubalar üzerinde restoranlar var. Biranızı içerken suyun serinliğini ve dinginliğini iliklerinize kadar hissedebilirsiniz buralarda.
Akşam Balkan gecesi var. Bir an evvel gelsin diye saati iple çekiyorum.

Balkan Gecesi

İşte beklediğim saat geldi. Otelin önünden bir tekne alıyor bizi. Şahane bir göl gezisinin sonunda şehir merkezindeki iskeleye iniyoruz. Bizi karşılayan Kiril ve Metodius heykelleri oluyor. ( Kiril alfabesini yazan kardeşler) Şehrin çarşısından şahane müzikler yükseliyor. Etraf rengarenk, yerel kıyafetlerini giymiş öğrencilerle dolu. Öğrendiğimize göre tam 30 gün süren bir kültür etkinliğinin ortasına düşmüşüz. Bu muhteşem görüntülerin arasından bizim için hazırlanan geceye neredeyse geri geri yürüyerek gidiyoruz çevremizdeki bu güzel görüntüleri kaçırmamak için. Belvedere Restarunat’ta şahane müzikler eşliğinde, enfes balkan köftelerinin tadına bakıyoruz. Mastika içiyoruz Ohridli dostlarla. Gecinin sürprizi Lady Travel’in rehberi Recail’e geliyor. Orkestra etrafında toplanıp bi anda “Tboj te oci leno mori” şarkısını çalmaya başlıyor. Renkli rehberimiz ve ekibi de eşlik ediyor. Lisanı bilmiyorum ama şarkıyı çok seviyorum.

Sırasıyla Resne, Manastır, Tikveş’i geçerek Üsküp’e doğru ilerliyoruz. Manastır’da Atatürk’ün ilk aşkının atamıza yazdığı mektubu okurken gözyaşlarımıza engel olamıyoruz…

Kuru Fasulye Ve Köfte

Akşam saatlerinde ulaşıyoruz Üsküp’e. Otele yerleşir yerleşmez atıyorum kendimi sokaklara. Otelin hemen yanındaki köfteciden gelen koku bana tüm Üsküp’ü sarmış gibi geliyor. Tam bir heykeller şehri Üsküp. Akşam hızlı bir turla kaba bir keşif yapıyorum.

Ertesi gün Kalkandelen ve Matka Kanyonunu geziyoruz. Matka Kanyonu tam bir doğa harikası. Tekneyle koyun sonlarına doğru bulunan yeni keşfedilmiş, içi sarkıt ve dikitlerle dolu farklı şekkiller almış mağaraya doğru giderken, Aydın Arapapıştı Kanyonu geliyor gözümün önüne. İkisi de çok güzel, harika yerler.

Tüm gün gezmek yoruyor insanı. E haliyle acıktırıyor da. Akşam çarşı içinde Üsküp’ün kuru fasulyesinin üzerinde servis edilen meşhur köftesini yiyeceğiz. Eski Çarşı Osmanlı’nın mirası buralara. 

Gözünüzün gördüğü herşeyde, her yerde ataların izine restlamak mümkün. Çarşı minik minik dükkanlardan oluşuyor. Çoğunlukla orjinali korunmuş. İşte bu otantik, tarihi binaların arasından yemek yiyeceğimiz restorana geliyoruz. Güveçte pişmiş kuru fasulye üzeri köfte ile turumuzu bitireceğiz. Aynı otobüste seyahat ettiğimiz çekirdek aile Kıvanç ve Sevil Yılmazoğlu çifti ile Eski Çarşı’da kendimize göre değişik bir mekanda oturuyoruz yemeye. Buranın adı Destan. Çevreden edindiğimiz bilgiye göre Üsküp’ün en iyilerinden biri. 

Gerçekten enfes bir yemek oluyor. Kuru üzeri köfteyi götürüyoruz önce sonra ben ayrıca sadece köfte istiyorum bi porsiyon daha, tek başına da enfes bir lezzet. Hele hele üzerine yediğimiz trileçeyi sizlere özel olarak anlatmam gerekir. Hafif, ağızda resmen rakseden, boğazınızdan içeri giderken o müthiş raksını damaklarda bırakan bir tatlı. Şa ha ne!

Demem o ki sevgili dostlar; havalar sıcak, e bi yerlere de gitmeyi dderğüşünüyorsanız, çok düşünmeyin, Balkanlar “te orda” gidin bence…
 

 


  

Yorum Yap

(*) Gerekli Alanlar

ETİKETLER
banner
FACEBOOK İLE BAĞLAN