HEMEN MAGAZİN İZMİR'E ABONE OL!

Ahmet Gürel

ATATÜRK, CUMHURİYET VE KADINI

Magazinizmir

8 Mart 2012 Tarihinde, 18 Mart Üniversitesince hazırlanan, “Toplumsal Gelişmede Türk ve Japon Kadınlarının Eğitim Projesi” Panelinde yaptığım konuşmanın metnin başlangıcı aşağıdadır. Tamamını 5 ay içinde sizlere sunacağım.

“Dünya Emekçi Kadınlar Günü”, Amerika’daki pamuk işçisi  kadınların, 8  Mart  1875  tarihindeki  direnişleriyle  başlar. “Dünya  Emekçi  Kadınlar  Günü”  olarak  günümüzde  de  kutlanan  bugünün,  nasıl  geliştiğini  gözden  geçirelim:

8  Mart  1875. Newyork’taki  tekstil  ve  pamuk  işçisi  kadınlar, eşit  işe eşit  ücret, eşit  iş  koşulları  ve  eşit  zaman  isteğiyle,  fabrikalarında  eylem  yaptı. Bu  eylemde, 100’ü  aşkın  emekçi  kadın  hayatını  kaybetti. 1910 yılında,  Kopenhag’da  ‘Sosyalist  Kadınlar  Kongresi’  yapıldı. Bu kongreye  110  kadın  delege  katıldı. Bu  delegelerden, Clara  Zetkin  ve  Alexandra  Kollontay,  8  Mart’ı  “Dünya  Emekçi  Kadınlar  Günü”  olarak  kutlamayı  önerdi. Öneri  kabul  edildi  ve  “8  Mart  Dünya  Emekçi Kadınlar  Günü”  adıyla  kutlanmaya  başlandı. Türkiye’de  ise  8  Mart, ilk  kez  1921’de, Cemile  Rahime  ve  Naciye  Hanım’ların  önderliğinde, Ankara’da  kutlandı. O  tarihte  Türkiye’de  kadınların  durumu  neydi;  Türkiye  neyle  meşguldü?

Türk kadınının günümüzdeki kazanımları, Atatürk ve devrim arkadaşlarının mücadelesi sonucu elde edilmiş birer “Cumhuriyet” kazanımıdır. Ancak Atatürk, “Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek gösterdim’ diyemez” demiştir. Atatürk’ün belirttiği Türk kadınının mücadelesini incelemeden, Türk Kadın Haklarının kazanımını anlamamız mümkün değildir. Mustafa Kemal, Anadolu kadınını gerçekten ne kadar tanıyordu? O’na nasıl bir görev ve nasıl bir gelecek vaat ediyordu? O’nun Türk kadını hakkında söylediklerini ve düşündüklerini sırayla önce sözlerinden sonra da eylemlerinden izleyelim. Önyüzbaşı Mustafa Kemal, ileride ‘Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza çarpışacağı ve çok güvendiği Türk insanı için 1905 yılında söylediği sözler ile araştırmamıza başlayalım:

Kılık kıyafetimize kadar, her şeyimizde batılılara uymalıyız. Emin olunuz ki bunların hepsi bir gün olacaktır.” 

1907 yılında, Bulgar Türkoloğu İvan Manolof, Selanik’te Mustafa Kemal’in Türk devrimine ait düşüncelerini dinlemiştir. Mustafa Kemal, Manolof’a kafasında tasarladığı Türkiye’yi şöyle anlatmıştır; “Bir gün gelecek, ben hayal zannettiğiniz bütün bu devrimleri başaracağım. Ait olduğum millet, bana inanacaktır. Düşündüklerim hiçbir demagoji ürünü değildir. Bu millet, gerçeği görünce arkasında tereddütsüz yürür. Dava uğrunda ölmesini bilir. Saltanat, yıkılmalıdır. Devlet yapısı, uygun bir unsura dayanmalıdır. Din ve devlet birbirinden ayrılmalı, doğu medeniyetinden benliğimizi sıyırarak batı medeniyetine aktarılmalıyız. Kadın ve erkek arasındaki farkları silerek yeni bir sosyal düzen kurmalıyız. Batı medeniyetine girebilmemize engel olan yazıyı atarak, Latin kökünden bir alfabe seçmeli, kılık kıyafetimize kadar, her şeyimizde batılılara uymalıyız. Emin olunuz ki, bunların hepsi bir gün olacaktır.”

Doğu cephesi komutanı Mustafa Kemal Paşa, 22 Kasım 1916 tarihinde kurmay başkanı ile Türk kadınının sorunlarını tartışıyor, kadınların iyi yetiştirilmesinin topluma sağlayacağı yararları, çalışma yaşamında kadına da yer verilmesi gibi hususları vurguluyordu. Kadınların örtünmesinin kalkması ve sosyal hayatımızın düzeltilmesi hakkındaki o güne ait konuşmalarının notunu Yaver Şükrü Tezer şöyle tutmuştur; “hayatı bilen anneler yetiştirmek; kadınlara serbestîsini vermek; kadınlarla beraber olmak; erkeklerin ahlakı, fikirleri, hissiyatı üzerinde etkendir.”

Karlsbad’a tedavi için giden Mustafa Kemal’in Türk kadını hakkındaki düşünce ve özlemleri, 6 Haziran 1918 tarihli günlüğünde şöyle yer almıştır; “Türk kadının Batılı kadınlar gibi toplumda yerini alması lüzumludur. Kadınlar konusunda cesur olalım. Vesveseyi bırakalım.  Onların beyinlerini ciddi bilim ve fenle süsleyelim.  Şeref ve haysiyet sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim.”

 

Kurulan Kadın Örgütleri

1908 yılından itibaren, Meşrutiyet döneminde yaşanan değişim ve gelişim süreçlerine koşut olarak, hak ve özgürlük taleplerini gündeme getiren kadınlar, erkeklere nazaran bulundukları konumu sorgulayarak bir kadınlık bilinci geliştirmişlerdir. Çıkan kadın dergilerinin sayısı Cumhuriyet’in ilanına kadar 40'a ulaşmıştır. Bu dergiler kadınlara kendilerini birey olarak ifade etme, sorunlarını dillendirme ortamını sağlamıştır. Her kesimden kadınların yazma ürkekliğini, çekimserliğini gidermede, taleplerini iletmede ve sesini duyurmada önemli işlev görmüştür. Erkeklerle kendi durumlarını kıyaslayan, bu duruma isyan eden kadınlar, ‘Şüküfezar’, ‘Kadınlar Dünyası’ gibi sahibi, yazı kadrosu, hatta dizgicileri bile kadınlardan oluşan dergiler çıkarmışlardır.        

Aynı tarihsel süreç içerisinde 30’a yakın kadın ve yardımlaşma derneği kurulduğu önemli olgudur. Kurulan kadın dernekleri bireysel talepleri örgütlü birlikteliklere dönüştürmede, sorunların çözümünde, ortaya konulan önerileri uygulamaya geçirmede yardımcı olmuştur. İlk kurulan dernekler savaşların açtığı yaraları sarmaya yönelik yardım dernekleri olmuştur. ‘Asri Kadın Cemiyeti’, ‘Cemiyet-i Nisvan Heyet-i Edebiyesi’, ‘Teali-i Nisvan Cemiyeti’ ve ‘Kırmızı-Beyaz Kulübü’ gibi örgütler kadınları çeşitli açılardan bilgilendirme, bilinçlendirme amacına yönelik kurulmuştur. Ulviye Mevlan tarafından kurulan ‘Osmanlı Müdafaa-ı Hukuk-u Nisvan Cemiyeti’ ise 1913-1921 yılları arasında çıkardığı ‘Kadınlar Dünyası’ adlı yayın organı ile Osmanlı feminist hareketine bir örnek oluşturmuştur.

29 Kasım 1918 tarihinde, Ateşkes Anlaşması’nın yarattığı tehlikelere, devletin çökertilmesine ve milletin haklarının yok edilmesine, Türkiye topraklarının işgal altına alınması girişimlerine karşı, İstanbul’da ilk örgütlü toparlanma olan Milli Kongre kurulmuştur. Bu kongreye 13 kadın derneği katılmıştır. Milli Kongre’ye katılan kadın dernekleri şunlardır: ‘Kadınları Çalıştırma Cemiyeti’, ‘Cemiyeti Hayriye-i Nisvaniye’, ‘İstihlakı Milli Kadınlar Cemiyeti’, ‘Hilali Ahmer Kadınlar Merkezi’, ‘İslam Kadınları Çalıştırma Cemiyeti’, ‘Biçki Yurdu’, ‘Musiki Muhipleri Hanımlar Cemiyeti’, ‘Kadıköy Hanımları Müdafaa-i Milliye Merkezi’, ‘Asri Kadın Cemiyeti’, ‘Darülmuallimat Cemiyeti’, ‘İnas Darülfünun Cemiyeti’, ‘Ticaret Mektebi İnas Cemiyeti.’

Başka bir kaynakta adı geçmeyen ve Kurtuluş Savaşı yıllarında ne yaptığı belli olmayan, ‘Türk Hanımları Esirgeme Derneği’nin varlığı, Mustafa Kemal’in Ağustos 1921’de bu derneğe verdiği bir yanıttan anlaşılmıştır. Mustafa Kemal Paşa’ya ‘Türk Hanımları Esirgeme Derneği’ tarafından özel olarak imal ettirilen bir sancak gönderilmiş, O da bu hediye vesilesi ile kendisine gösterilen ‘vatanperverane duygulardan dolayı’ en içten teşekkürlerini sunmuştur.

Asri Kadınlar Cemiyeti

1919 yılının başlarında, vatanperver kadınlar, özellikle üniversitedeki kız öğrencilerle bir araya gelerek, ‘Asri Kadınlar Cemiyeti’ni kurmuşlardır. 16 Nisan 1919 günü, bir arkadaşlarının yaş günü kutlamaları vesilesi ile Asri Kadınlar Cemiyet’ üyeleri ve yakın dostları bir araya gelmeyi planlamışlardır. Üyelerden çoğunun katılacağı bu sözde yaş günü toplantısına, Mustafa Kemal Paşa davet edilmiştir. Bu daveti yaparlarken; “Asri Kadınlar Cemiyetinin birçok üyesinin bulunacağı bu toplantıya şeref verirseniz, günümüz çok manalanır ve bizler de çok seviniriz” demeyi de ihmal etmemişlerdir.

Mustafa Kemal Paşa ise; “Böyle bir araya gelmiş gençleri ve özellikle hanımlarımızı görüp, konuşmak isterim. Ne yapıp yapıp gelmeğe çalışacağım” şeklinde bir cevap göndermiştir. Gerçekten, büyük misafir, Mustafa Kemal Paşa toplantıya gelir ve katılanlara tek tek tanıştırılır. Toplantıda bulunan herkesin gözleri ve kulakları hep Mustafa Kemal Paşa’nın üzerindedir. Günün olayları, değerlendirmeleri, yarınlara ait görüşler karşılıklı olarak sunulur. Yapılan bu karşılıklı görüşmeler, ‘Asri Kadınlar Cemiyeti’nin rotasını bir daha belirlemesinde ön ayak olmuştur. Cemiyetin, aldıkları ilk kararı, 16 Mayıs 1919 tarihli bildirilerinde şöyle yansıtmışlardır:

“1919 yılı, üstümüze korkunç bir kâbus gibi çökmüş ve bizleri gönülden yaralamıştır. 15 Mayıs’ta güzel İzmir’imizin işgal edilmesi, içimizde bir saatli bomba gibi işleyen isyan duygularımızı artırmış ve hepimize delicesine arzular vermiştir. …İçimizde her an biraz daha büyüyen bir ateşle; şöyle bir karar aldık; ‘Başta tüm üniversiteler olmak üzere, tam teşkilatlı ‘Kadın Kuruluşları’nın hepsi, Hak’a, özgürlüğe âşık olan vatandaşlar, kutsal topraklarını seven herkes, birleşip, duydukları bu isyanı memleketin tüm yüzeyine yaymağa çalışacaktır. Bunun için, devamlı olarak protesto mitingleri hazırlanacak ve bir program içinde yapılacak olan bu gösterilerde; yüreği yanan, sesi duyulan, dili söylenebilen herkes konuşacaktır. Bunları uygulamak için tüm tehlikeleri göze almış bulunmaktayız.”

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti Genel Kurulunda Yapılan Konuşmalar;

‘İrade-i Milliye’ gazetesinin 6 Şubat 1920 günlü haberine göre, Derneğin genel kurulunda birçok hanım söz alarak konuşmuştur. Başkan Melek Hanım, konuşmasında özetle şunları söylemiştir; “Pek acı, pek buhranlı, pek vahim günler yaşıyoruz. Vatanımız ölüm halinde bir hasta. Erkek kadın bütün evlatları, vatanın tedavisine hemen koşalım. …Sizi bugün bu vazifeye davet etmekle pek mesudum. Memnuniyetle kabul edeceğinizden de eminim. Anadolu hanımları böyle küçük şeylere değil, lazım geldiği zaman pek büyük fedakârlığa da koşar.”

Fehime Hanım, yaptığı konuşmasında; “…Velhasıl kadınların da toplumsal hayatta ve insan topluluğu içinde bir yeri bulunduğu unutulmamalıdır” demiştir.

Belkıs Hanım, toplantıda yaptığı konuşmasında özetle şöyle konuşmuştur; “Bugün malımızla, canımızla yardım etmek bizim de borcumuzdur. …Biz Sivaslılar, bu görüşte bütün Anadolu kadınlığına rehber olduk. Bu vazifeden ölüm bile olsa dönmeyeceğiz. Malımız da canımız da vatanındır, vatanındır, vatanın Hanımefendiler.”

Münire Hanım, edebi konuşmasında Maraş’ta kurulan mezbahada koyun yerine Türklerin boğazlandığını anlatarak şöyle demiştir; “İlan ettikleri adalet ve insaniyet ilkelerini pervasızca çiğneyen medeni dünyaya karşı, yavrusu kaybolmuş bir dişi aslanın dehşetli heyecanıyla hep bir ağızdan şöyle bağırınız: ‘Artık yeter!’ Zalimler unutmasınlar ki cümleden kuvvetli bir Allah vardır. Ve Allah bu derece gaddarlığa tahammül etmez.”

Derneğin Yazmanı Şefika Hanım, kadınlara şöyle seslenmiştir; “İstila ordusu buralara gelirse, öldürülecek kıymetli baba, evlat ve eşlerinizin yasını tutacak elbiselerinizi hazırladınız mı? Temizliği ve namusu mahvedilecek nazlı kızlarınızın, kucağınızdan alınarak bir fuhuş haline sürüklendiğini gördüğünüz vakit gözlerinizi, kan akacak gözlerinizi bağlayacak mendillerinizi hazırladınız mı?”

Yetimler Yurdu Müdiresi Makbule Hanım, konuşmasında şunları söylemiştir; “Vatan, öyle bir can yakıcıdır ki ona olan muhabbet ve aşkımızdan hiçbirimiz vazgeçemeyiz ve vazgeçmemeliyiz. …Elimizde kalan son lokmaları almak istiyorlar. Almak istedikleri lokma, son memleketimiz, son memleketlerimiz, Anadolu’muz. Bunu vermeyeceğiz.”

Son olarak Yetimler Yurdu ve Kız Yüksek Öğretmen Okulu’ndan Asiye Hanım; “Bir evlat, annesinin, canavarın pençeleri arasında parçalanacağını gördüğü zaman sabredebilir mi?” diye sormuştur.

 

Sivas Kadınları Ülkeyi Savunma Derneği

1919 yılında, Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Reşit Hanım’ın ve arkadaşlarının kurduğu ‘Sivas Kadınları Ülkeyi Savunma Cemiyeti’nin, ‘Kurtuluş Mücadelesi’ndeki önemini ve yerini unutmamamız gerekir. Cemiyet, kıt olanaklarla kısa sürede Burdur, Yozgat, Konya, Pınarhisar, Kayseri, Amasya, Erzincan, Niğde, Maraş, Kastamonu, Eskişehir, Viranşehir ve Aydın’da merkeze bağlı şubeler açmıştır.

‘Anadolu Kadınları Müdafaai Vatan Cemiyeti’nin ve ‘Sivas Kadınları Ülkeyi Savunma Derneği’nin örnek çalışmasının değerlendirmesini Mustafa Kemal şu telgrafla yapmıştır; “Değerli hemşirelerimiz, Bu kuruluşunuz, Anadolu’nun özellikle pek büyük devrimlere gereksinim duyan kadınlık hayatında, gelecekte pek büyük ilerleme ve uyanış eserleri vaat eden bu takdire değer çalışmanız, memleketin her türlü mutluluk ve selametini gaye edinmiş olan heyetimizin şükranlarını hakkıyla gerektirdi.     

…Bundan dolayıdır ki, Sivas Hanımlarının göstermiş oldukları bu fedakârlığı, bütün Müdafaai Hukuk Cemiyetleri Merkezlerine tamim ederek, bütün Türk hanımlarının da aynı onurlu eserini göstermeye davet olunmasını uygun bulduk. Bütün Anadolu Hanımları tarafından, derhal kabul edileceğinden emin bulunduğumuz bu girişimin, birincilik şerefini kazanmış olmalarından dolayı Sivas hanımları cidden tebrik edilmeye layıktır. Toplumsal ve medeni duygularımız adına, çok mutlu gelecekler vaat eden saygın girişimlerinizde, her türlü yardıma ve her türlü emre hazır ve beklemede olduğumuzu arz ile saygılarımızı takdim ederiz, efendim.”

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsilciler Heyeti Adına

Mustafa Kemal

 

Saygılarımla… 8 Mart 2021

Ahmet Gürel - Atatürk Araştırmacısı


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN