HEMEN MAGAZİN İZMİR'E ABONE OL!

Olcay Meşe

CEYLAN GİBİ KIZSIN SANA ASLAN MI YOK

Magazinizmir

“Vallahi de yok, billahi  de yok! Arıyorum, tarıyorum yok... 

Koskoca iki üniversite bitirdim, üç yabancı dil bilirim. İkisini okulda, birini dil dile değmeli demişlerdi de öyle öğrendim. Tam zamanlı kurumsal bir yogiyim. Karın kaslarım için keten tohumunu, selülitlerim için yeşil çayımı eksik etmem,  her  sabah sporumu yapar, lattemi alır, işime öyle giderim. Akşamları kafeye ya da bir açılışa, hafta sonları partiye veya  bir  bruncha, yazları Çeşmeye, kışları da Roma’ya… Instagramdaki takipçilerim bile organik benim...

Anlamadığım neyim eksik, neden böyle kaderim” dedi ve  chai tea(çay)  lattesinden bir yudum alıp üzüntülü gözlerle  bana bakarken:

-Bunun tarçınını az koymuşlar! diye çemkirdi...

 

Karşımda duran bu ‘’Süper Kahraman’ın’’ iş falan aradığını düşünüyorsan  yanılıyorsun. Kendisi tam zamanlı bir koca arıyor ve neden burada olduğumuzu anlayamadığım sıkışık, yılışık bir kafede bana, konuyla ilgili dert yanmakta... 

Bu semtin kafelerinin bu kadar methediliyor olmasına oldum olası şaşırmışımdır. 

 

Küçücük, depodan bozma bir mekanda, tahta sandalye ve çivisi çıkmış masalarda oturmuş;  kıymalı makarnalara sırf süslü adlar takıldığı için, deli paralar ödeyen insanlarla dolu buralar... Hatta birazdan içeceğim karpuz suyuna “ Frozen” adı altında doğudaki bir çocuğun üç günlük okul harçlığını gömeceğim için çok mutsuzum. Mutsuzluğum her metropol kadını gibi şuursuzluğuma engel olamıyor...

Havada  bir sıcak ki sorma. Ortalıkta dolaşan sinekler ve bilumum yer haşeratından kendimi nasıl korurum diye düşünmeden duramıyorum. Ben böyle zalim şeylerle boğuşurken bizimki:

 

-Yedi Kocalı Hürmüz’den, Yedi Kedili Gürbüz’e evrimleşmeden, acilen birini bulmalıyım, diye devam etti sözlerine.

   Bir anda kendimi,’’ bu evrimleşme sürecinin hangi aşamasındayım acaba?’’ diye düşünürken buldum?!  Oturduğumuz  semt böylelerini barındırıyor olmalıydı...  

Yine de mutsuz olmak için fazla güneşli bir gündü ve durumun vahimliğinden kurtulmak için konuyu değiştirmem gerekti.

-Geçen gün gittiğim caz konseri çok güzeldi. 

Adam performansını doğadaki seslere birleştirmiş.

-Yaaa! Şimdide tarçın  yerine çikolata tozu dökmüşler! diye bağırdı.

Konuşmamla pek ilgileniyor gözükmüyordu. Ne olursa olsun konuyu değiştiremeyeceğimi anlamıştım. Madem son sürat gidiyoruz bari frene  basayım diyerek atladım :

-Biliyor musun? dedim. 

-Bende “Çalıkuşunda ki Feride sendromu” var.

-O ne ayol ?dedi yüzünü buruşturarak. 

-Her gün yeni bir sendrom uyduruyor şu yaşam koçları!

-Onu yaşam koçu, değil ben uydurdum dedim sırıtarak.

-İlk okuduğum kitap oydu ve oradaki kız aşık olduğu adama kötü davranıp ondan kaçıyordu. Ben de herhalde aşk bu deyip ne zaman birinden hoşlansam ondan kaçıp ona kötü davrandım.

-Iyi halt ettin ! dedi alaycı bir ses tonuyla. Gözleri sıcaktan kısılmış bir kedi yavrusu gibi bana bakarken ekledi:

-Zaten sen, hep …Nasıl desem, biraz “değişik” birisin...

Haydaaaa hangi ara öldüm de  gömüldüm haberiniz var mı a dostlar!?Ben  kızı rahatlatayım derken,  o benim selamı okutuyor. Bir de dudaklarını yapmacık bir üzüntüyle büzüştürerek sormaz mı:

- Hadi senin yalnızlığını bir sendroma bağladık benimkini nereye koyacağız? diye 

 

Tam konuyla ilgili “değişik” bir şeyler söylemeye hazırlanıyordum ki:

 

-Ayyy geldi benim ki ! diye heyecanla çemkirdi.

 

Benimki diye adlandırılan adama bakmak için kafamı çevirdiğimde bir de ne göreyim…  Kusursuz bedeni yetmezmiş gibi, adeta çizilmiş yüz hatlarıyla etrafa gülücükler saçan bir modern çağ prensi…Bu tip abiler metropol ormanının en tehlikeli türleridirler…Etraflarından insanlar özellikle de kadınlar hiç eksik olmazlar..O da türünün nadide bir örneği olarak onunla selamlaşmak isteyen güruhu ile bir müddet haşır neşir olduktan sonra; bizimkinin farkına dahi varmadan girdiği kafeden aynı fütursuzlukta çıkıp gitmişti…

Bu sıcak yaz gününde arkadaşımın yüzünde asılı kalan gülümsemeyi karnında ki gaz sıkışması ağrısıyla  birleştirip:

 

-Offff üşüttüm  herhalde ! deyişine inanmış gibi yaparak sordum:

-Kimdi bu ?

-Bizim yoga grubundan dedi. Model ve oyuncu. Geçen gün sosyal medyadan ekledim, O da hemen fotoğraflarımı beğendi. 

 

 

 

 

 

 

Benden hoşlanıyor biliyorum ama herhalde kalabalıktan beni fark edemedi.

 

-Senden hoşlandığını düşündürten başka şeyler oldu mu diye sordum ?

-Olmaz mı dedi .

 

-Fotoğraflarının altına yaptığım yorumları beğeniyor ve alevli emojilerle karşılık veriyor...

 

“Kızım sen  hangi ara bu kadar Brokoli beyinli oldun?” demek isterdim ama keyfimi bozmaya  hiç niyetim yoktu. Onun yerine:

 

-Bence bu kadar yüz verdiğin yeter, birazda peşinden koştur ilgilenme, deyiverdim. Üstüne de özlü bir sözle kaldığımız yerden konuya devam ettim:

-Zaten, erkek dediğin bumerang gibi…Ne kadar hızlı fırlatırsan o kadar çabuk sana döner.

 

 Ben ‘’  Allah’ım bunu gerçekten söylemiş olamam !’’diye düşünürken; bizimki benden aldığı gazla çocuğa bundan böyle nasıl ilgisiz davranacağını onu nasıl  peşinden koşturup yalvartacağını hararetle anlatmaya dalmıştı ki hikayemizin beyaz atlı prensi yanında bir yetmişlik enfes bir sarışınla kafe den içeriye daldı.

Adam hatunu ince belinden vantuz gibi kavrayıp öpücük yağmuruna tutmakla meşgulken bu içler acısı manzara karşısında şoktan kasılmış  bedeni ve yuvalarından çıkmış gözleriyle onları izleyen arkadaşımı 

fark edip  can havliyle atıldım :

 

-Amaaaan  dedim…

- Kızım boşveeeer. 

-Ceylan gibi kızsın, sana aslan mı yok ! 

  

Biz böyle iki hatun, geberesice bir sıcağın altında otururken…

                               

OLCAY MEŞE 

 


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN