Beril Poslu

DEVAM

Magazinizmir

Yazıya uzunca bir düşünme süresinin ardından oturabildim. Geçen sayıda ilk yazımı yazarken birkaç saat içinde kendiliğinden toparlanıp dökülmüştü cümleler ancak bu defa biraz zorlandım ne yalan söyleyeyim. Yazacak içerik olmamasından değil de yazacak başlığın çok olmasından. Hani çok uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınıza, o zamana kadar olup bitenleri anlatmaya nereden başlayacağınızı bilememek gibi. Yapılması ve toparlanması gereken işler ve günlük koşturmacalar arasında başlığımı ararken buluverdi yazı kendi kendini. 

Baharın gelişiyle beraber içimize dolan çiçek açma coşkusu bir yandan akşam esintilerinde çöken rehavetle her şeyi erteleyip öteleme isteği, pandemi çemberinin daralması, evden sabah çıkıp gece yarısına kadar sokaklarda gezme isteği ama yasaklarla engellenmemiz, hiçbir plan yapamamak, yarın için bile söz verirken bir kaç opsiyon açmak zorunda kalmak, alerjiler, endişeler diğer yandan… 

 

Peki, tüm bunların içinde kendi iyi halimizi nasıl koruyabiliriz? 

 

“İyi halimiz mi kaldı ya” dediğinizi duyar gibiyim, biliyorum, şikâyet edecek çok şey var, ama ben bunlardan bahsetmeyeceğim. Ben “Şikâyet etme haline kapılmamak için neler yapabiliriz, hayatımızda hangi araçlar var?” bunların üzerinde durmak istiyorum. 

 

Her sabah uyanıyor ve hayatımızın hangi bölümüne ait olduğunu bilmediğimiz bir sahnesine adım atıyoruz. Binbir güçlükle hayatta kalmayı başarıp dönüyoruz evlerimize akşam olduğunda. Bazılarımız evden hiç çıkamadan masa başında saatlerini harcıyor, bir yandan ilgilenmesi gereken küçük çocuğu bacağından çekip oyun veya yemek beklerken hiçbir şeyi olmamış gibi ekranda gülümseyerek toplantılara katılıyor. Bazılarımızın çalışacak ünvanlı işleri yok gibi görünsede sabahtan akşama değin bir evin içinde çocuklarıyla mutfak, yemek, oyun, etkinlik, çamaşır, temizlik kenarlarından oluşan bir prizmaya hapsolmuş halde, belki hastalıkla mücadele edenlerimiz var veya sevdiklerinden uzakta sayamadığı günleri dolduruyor kimilerimiz.  

Hepimizin birbiriyle iç içe geçen hikâyeleri var, bir anlatsak, tek tek dönüp “Bunu bende yaşadım/yaşıyorum” diyebileceğimiz onlarca sorunun derdin içinde dönüyoruz durmadan. 

Bütün bu benzerliklerin içinden geçerken, iyi halimi korumak benim için de epeyce zor tahmin edersiniz. Kendimi köşeye sıkışmış, çaresiz, her şeyi bırakıp gitmek isterken bulduğum zamanlar hiç az değil, gün içinde bile kaç kere bu düşüncelerin arasında geziniyorum bilmiyorum. Ama rahatlıkla diyebilirim ki en iyi bildiğim şey ”'iyi halimi korumak.” 

Bana “Nasılsın?” denilen her defada “Çok iyiyim” demek öylesine bir cevap değil benim için, bunun için çok çabalıyorum, iyi halimi korumak son 3 yıldır kendime tanımladığım en önemli görevim. Ama görev denilince bir zorlama, hevessizlikle değil aksine gülümseyerek, neşeyle ve coşkuyla üstlendiğim bir sorumluluk bu. 

Bunu korumak için sürekli yaptığım hiç aksatmadığım onlarca şey var. Keyfim dışında hiçbir şeyin bunları bozmasına ve aksatmasına izin vermiyorum. Birçok kişinin kendi dünyasına göre değişebilir; kitap, yazı, meditasyon, spor, doğada yürüyüş, resim, fotoğraf vs. gibi hobilerin yanında varlığını onurlandıracak, kendini bu dünyada olmaya ve her sabah yeniden kalkıp mücadaleye katılmaya motive edecek iç kaynakları bulmaya yönelik yollar da gerekli.  

Bu yolların en başında benim için şikâyet etmemek geliyor. 

Evet, yanlış okumadınız, şikâyet etmeme pratiği benim sürekli kullandığım ve zaman içerisinde beni inanılmaz rahatlatan yöntemlerden biri. Tabii bunu böyle söyleyince çok basit geliyor, “Ne var canım şikâyet etmemek de neymiş, çok kolay, yaparım ben bunu!” deyiveriyor insan. Ama işin aslı çok derin ve güçlü bir dikkat istiyor, her an aklından geçen her şeyde ve ağzından çıkan her kelimede kendine “Bu bir şikâyet mi?” diye sorma dikkatinde kalabilmek çok güç. Hele ki sürekli bizi oyalayan sosyal medya hesaplarımız, tetiklendiğimiz anda sarıldığımız öfkemiz ve sabırsızlığımız varken… Hemen başlayıveriyoruz;  

‘'Hava ne kadar sıcak/soğuk'' 

''Trafikte kaldım deli oluyorum/otobüse bindim oturacak yer yok/metroya bindim çok kalabalık'' 

''Şu kadın ne kadar güzel bir evde yaşıyor birde benim evimdeki koltuklara bak.'' 

''Kıyafetlerim eski/kilo aldım/kilo verdim/hiçbir şey olmuyor/hiçbir şeyim yok'' 

''İstediğim hiçbir şey olmuyor/hiçbir işi beceremiyorum/yapamıyorum'' 

''Acıktım/çok yedim/çok içmişim” 

‘’Travmalarım var/sevgilim beni terk etti 3 yıl önce/çok zor bir hayatım var.’' 

 

Böyle okuyunca ne kadar sıkıcı değil mi?  

Peki her gün bunlardan kaçını, aklınızdan kaç kere geçiriyorsunuz?  

Kaçını sesli söylüyor ve başkalarına da yayıyorsunuz?  

Sürekli dert yandığınız ve şikâyet ettiğiniz bir günün sonunda ya da ortasında iyi olmak ve iyi kalmayı beklemek biraz uzak bir hayal gibi değil mi? 

Peki ne yapacağız? Polyanna mı olalım?  

 

''Her şeye pozitif mi bakalım Allah aşkına, sende mi?’' 

 

Yok, öyle yapmayalım, gerek yok, hiçbir şeye pozitif bakmaya mecbur değiliz. Aslına bakarsanız benim bir yanım ‘olumlu düşünme’ sisteminin dünyada geldiği seviyeden fena halde bunalmış durumda. Bu yüzden pozitif bakın demeyeceğim, merak etmeyin, ben diyeceğim ki;  

Olduğu kadar bakın. 

Büyütmeyin. 

Çoğaltmayın. 

Evet, hava soğuk, karnımız aç ve otoyolda trafiğin ortasında kalakaldık ve üstelik de benzinimiz bitmek üzere. 

Evet, istediklerimizi olmayabiliyor, beceremediğimiz işler var ve bazen de yapamıyoruz. 

Çok zor yollardan geçerek bu güne geldik, çocukluğumuz kötü geçti, ilk aşkımızla ömrümüzün sonuna kadar beraber olamadık. 

 

Ama hepsi bu kadar. Arka arkaya 5 arkadaşınızı arayıp, bu durumun ne kadar kötü olduğu konusunda sizinle hemfikir olmalarını sağlayana kadar bunları konuşmanız gerekmiyor. Şikâyet etmeniz durumu çözmediği gibi sizi ve aradığınız 5 arkadaşınızı da korkunç bir tükenmişliğin kapısına götürüyor. Şikâyet etmek günlerce kovada duran çöpün kapağını açıp karıştırmak gibi, çöpün kendisini evden çıkarsan bile kokusu bazen günlerce burnunda kalıyor. Üstelik şikâyet ederek çözülebilen bir tek sorununuz olmadığından eminim. Şikâyet yalnızca sizin ve bunu paylaştığınız kişilerin yaşama sevincini süpürüp götürüyor. Şikâyet ettiğiniz şeylerden kurtulmak için yapabileceğiniz şey ise şikâyeti bırakıp harekete geçmektir ki zor durumların içinde harekete geçmeyi geçen yazımda anlatmıştım. 

 

Bu şikâyetlerinizin farkına varmanızla birlikte çok kısa bir süre sonra aslında kendinizi ne kadar yoran bir eylemi sürdürdüğünüzü göreceğinizden eminim. Şikâyet ettiğinizi gördüğünüz anda durun, durmak yeterlidir, başka hiçbir şeye gerek yok, şikâyeti durdurun ve her ne  yapıyorsanız onu yapmaya devam edin. Trafikte mi kaldınız? Pedallara basmaya devam... İşyerinde kavga mı ettiniz? İşinizi yapmaya devam edin… Söylenmeyi derhal durdurun. Durduğunuz anda buraya aktarılan yoğun enerji size kalacağı gibi, kendinize acımaktan da vazgeçerek yeni bir seçim yapmış olacaksınız. Bir de bakacaksınız ki; zorluklar, güçlükler, mücadeleler ve hüzün var olmaya devam etse bile sizin için hayatta şikâyet edilebilecek hiçbir şey kalmamış, yaşadığınız her şeyi bir sonraki adımınız için bir araç olarak görünüyor.  

Bunlar masa başında uydurulmuş tavsiyeler değil, tecrübe edilmiş, temeli çok eski öğretilere dayanan ve denemesi bedava tekniklerdir. Yaparsınız ve daha o anda sonucunu kendi hayatınızda görmeye başlarsınız.  

Bu yazıyı okurken zihninizden geçen yakınmalarınızı fark ettiniz mi? Büyük ihtimalle hayır. Öyleyse hemen şimdi başlayın kendinize sormaya;

“Bu aklımdan geçenler ve ağzımdan çıkanlar bir şikayet mi?” 

Cevabınız evet ise durun ve dergiyi okumaya devam edin.


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN