HEMEN MAGAZİN İZMİR'E ABONE OL!

Yılmaz Özdil

Mustafa Kemal

Magazinizmir

Yılmaz Özdil, 1965 yılında İzmir’de doğmuştur. Babası Veli Özdil, annesi Nadide Özdil’dir. Dedesi Süleyman bey zamanında Aksaray’dan İzmir’e göç etmiş. Yıldırım adında bir abisi vardır.İzmir Atatürk Lisesi’nin ardından Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik bölümünden mezun olmuştur. 1985 yılında üçüncü sınıftayken Üniversitenin hentbol takımında oynadı. 

Gazetecilik mesleğine 1982 yılında Yeni Asır gazetesinde muhabirlik yaparak başladı, sonra Yeni Asır’da yayın yönetmeni oldu. 1994 yılında Milliyet gazetesinde Yazı İşleri Müdürü oldu. 1995 yılında Sabah gazetesine geçerek Yazı İşleri Müdürü oldu. 

1999 yılında Star gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Daha sonra Sabah gazetesine döndü ve atv haber genel yayın yönetmenliği görevlerinin üstlendi. Atv ve Sabah’a TMSF`nin el koyması üzerine istifa etti, 12 Ağustos 2007’de yazar olarak Hürriyet’e geçti. 

2008 yılında Uğur Dündar‘ın sunduğu Star Ana Haber bülteninin yayın yönetmenliğini yapmaya başladı.

10 Ekim 2014'den bu yana Sözcü gazetesinde yazmaktadır. Yılmaz Özdil evli ve bir kız babasıdır.

15 Mayıs 1919... 
Hava kararmıştı, neredeyse yatma vaktiydi. 
Mustafa Kemal eve geldi. 
Kapıyı açan kız kardeşi Makbule’ye sıkıntılı bir yüz ifadesiyle baktı, şefkatle yanağını okşadı. “Annemin odasında karyolasının önüne yer sofrası yapıver, bu gece sizinle biraz dertleşmek istiyorum” dedi. 

Zübeyde’nin odasında yer sofrası hazırladılar. 
Minderleri, yastıkları yerleştirdiler. Patates püreli rosto ve yumurtalı ıspanak yapmışlardı. 
Biraz sonra Mustafa Kemal odaya girdi. Üniforması üzerindeydi. 
Üstünü başını değiştirmemişti. 
Zübeyde’nin elini öptü, bağdaş kurarak oturdu. 

Pat diye, “gidiyorum” dedi! Odaya adeta bomba düşmüştü. 

“Buralarının da Selanik gibi olma ihtimali var, giderken gözüm arkada kalmasın, memleket için uğraşırken sizden yana bir üzüntüye düçar olmak istemem” dedi. 

Zübeyde küt diye sırtüstü yığıldı.
Bayılmıştı! 
Doktor Rasim Ferid’i çağırdılar. 
Zübeyde o arada kendine geldi. 
Heyecan, gerginlik, üzüntü, keder... Yorgun ruhu, bitmek tükenmek bilmeyen ayrılığı taşıyamamıştı. 
Sabaha kadar uyumadı. Kuran okudu. 

Günün ilk ışıklarıyla, vedalaşmak üzere kapıya geldiler. 
Mustafa Kemal’in elinde Kur’an-ı Kerim vardı. 
Trablusgarp Savaşı’nda Libyalı mücahit şeyh Ahmet Sünusi tarafından kendisine hediye edilmişti. Sekiz yıldır nereye gitse, oraya götürüyordu. 
Sofya’da, Çanakkale’de, Şam’da, Halep’te, Filistin’de hep yanındaydı... Annesine bıraktı. 

Makbule ağlıyordu. 
Zübeyde otoriter ses tonuyla haşladı kızını... 
“Sen asker kardeşisin, ayıp, ağlanır mı hiç” dedi. 
Sanki dün gece üzüntüsünden bayılan o değilmiş gibi, heykel misali dimdik durmaya çalışıyordu. Kızını teselli ederken aslında kendi duygularını bastırıyordu. “Memleket için giden insan ölse bile ağlanmaz, koş misafirlere şerbet ez!” diye bağırdı. 

Hepi topu birkaç altın bileziği vardı. 
Selanik’ten elinde avucunda kala kala bunlar kalmıştı.
Oğluna verdi. 
“Lazım olur” dedi. 

1920... 
Hakikaten lazım oldu. 
Ankara’da paraya sıkışmışlardı. 
Ekmek alacak durumları kalmamıştı. 
Mustafa Kemal, emir erini çağırdı.
“Valizde anamın birkaç parça ziyneti var, Osmanlı Bankası’na rehin bırak, para al” dedi. 
Ali Çavuş yatak odasına gitti. 
Karyolanın altındaki valizi açtı. 
Mendile sarılı bilezikleri buldu. 
Bankaya koştu, tek kelime etmeden masaya koydu. 
200 lirayı sayıp, uzattılar. 
Biraz olsun nefes alacaklardı.

Zübeyde’nin çeyiz bileziği... 
Milli Mücadele hamuruna karılmıştı.

***
30 Ekim 1923 sabahı... 
Mustafa Kemal, İsmet İnönü’ye mektup yazdı. 

Cumhuriyet’in ilk cumhurbaşkanı, Cumhuriyet’in ilk gününde, Cumhuriyet’in ilk başbakanına şöyle diyordu: 

“Bize, geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. 
Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. 
Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu. 
Özgür bir toplum oluşturmak zorundayız. 
Çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız. 
Bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun.”

***
İzmir’in işgalini protesto etmek için cuma namazından sonra miting düzenlenmesini, İzmir’de şehit düşenler için mevlüt okutulmasını istedi. Tellallar halka duyurdu. 

Şeker yoktu. 
Helva karılamadı. 

Mustafa Kemal’in zekâsı devreye girdi. 
Çok anlamlı bir formül buldu. 
Mevlütte “İzmir’in çekirdeksiz kuru üzümü” dağıtıldı. 
9 Eylül’ün meyvesini 19 Mayıs’ta yedi.
 


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN