HEMEN MAGAZİN İZMİR'E ABONE OL!

Ece Yağınlı

8 Mart

Magazinizmir

Öncelikle tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutlayarak başlamak istiyorum. Her yıl 8 Mart ülkemizde daha da önemli bir hale gelmiş milyonlarca kadın sokakta, salonlarda, televizyon ve radyo kanallarında bugünün anlam ve önemi, için çeşitli çalışmalar yapmaktadır.

8 Mart’ın tarihi geçmişine bakıcak olursak, (Mart 1857 tarihinde Amerika Brleşik Devletlerinin New York kentinde 40000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları, emeklerinin karışılığında hak ettikleri ücret ve daha iyi bir yaşam istemiylegreve başlarlar ve bu grev nedeniyle 29 kadın işçi yanarak ölür... 27 Ağustos 1910 tarihinde  Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonele bağlı kadınlar toplantısında (Uluslarası Sosyoloist Kadınlar Konferansı) Clara ZETKİN 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirmiş ve öneri oy birliği ile kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü oalrak anılmasını kabul etmiştir.  Türkiye’de ise ilk kez 1921 yılında “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır.
 
Biliyor musunuz diye sormak istiyorum bazı gerçekler var kadınlarımız ile ilgili;
-Dünyadaki en fakir insanların büyük bir çoğunluğu ne yazıkki kadınlarımız.
-Dünyadaki eğitim almamış insanların büyük çoğunluğu yine kadınlarımızdır.
-Kadınlarımız bugün ülkemizde erkeklere göre %25 - %50 oranında daha az ücretle çalıştırılmaktadırlar. 
-Eski Roma’da erkekler eşlerine şiddet gösterme hakkına sahip hattazina sarhoşluk gibi nedenlerle öldürme hakkına bile sahiplerdi.
-Tüm bunların yanı sıra yapılan araştırmalara göre;
-Dünya işlerinin%66sı kadınlar tarafından yapılmaktadır.
-Buna karşın kadınlar dünyadaki toıplam gelirin sadece %10 una sahip olabilmektedirler.
-Dünya mal varlığının ise sadece %1 ine sahiptirler.

Türkiye’de kadın durumuna ilşkin bazı rakamsal gerçekler ise şöyle; şehirlerde evli kadınların %18'i, köylerde ise maalesef kadınlarımızın %78 i ekonomik, psikolojik ya da fiziksel olarak şiddet görmektedir. Aile içi suçlara baktğımızda ise %90 ı kadınlara karşı yapılan şiddet türlerinden oluşuyor. 

Dünya geneline bakıcak olursak; Kadınlara karşı şiddet dünyada en yaygın işlenen suçtur ancak buna rağmen en az cezalandırılan suçtur. Fuhuşa zorlanan ya da bunun için zorlanan kadınların sayısı 700bin ile 4 milyon arasındadır. 

8 Mart ile birlikte her yıl daha da büyük önemle gündeme gelen en önemli konulardan biri de şiddet. Kadına yönelik şiddet nedir die sorucak olursak; cinsiuyete dayanan , kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranıştır. Şiddetin çeşitleri vardır, fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomiktir. Fiziksel şiddet herkesce bilinen tokat, dayak, eve kapatmak, yaralama gibi. Psikolojik şiddet, özgüvenin kaybolmasına yönelik sözler baskı, bağırma, küçük düşürmeye yönelik alay etme.. Cinsel şiddet; zorla cinsel ilişkiye zorlama, tecavüz, kürtaj gibi olayladır. Kadınlarımız uğradıkları en çok da cinsel şiddeti toplum baskısı sebebiyle gizlemektedirler.  Ekonomik şiddet , kadını çalışmaya ya da çalıştırmamaya zorlama, eşyalarını alıp satmak , kazandığı parayı elinden almak, maddi haklarına saygı duymamak gibi erkeklerin kadınlara uğrattığı davranışlardır.  Tüm bu yaşananlar kadınlarımızın psikolojisini kötü yönde etkilemektedir ve kadınlarımız özgüveni eksik, baskıya uğramış bir şekilde hayatlarına devam etmeye zorlanmaktadırlar. Şiddetin her türlüsünün kötü olduğunu ve herkesin başına gelebileceğini unutmamak gerekir ve çevremizde bunları yaşayan kadınlara destek olmamaız en azından psikolojik destek almalarını sağlamak için yönlendirmeliyiz.

Peki biz bu gerçekleri bilip neler yapabiliriz dersek, unutmayalım ki erkekleri yetiştiren kişi en başta bir annedir. Biz Türk kadınları öncelikle yetiştirdiğimiz evlatlarımıza kadına verilen değeri ve önemi aşılamalıyız, kadın ve erkeğin her koşulda eşit olduğunu onlara küçük yaşlardan itibaren anlatmalıyız. Toplumumuzda çalışma hayatı  ve sosyal yaşamda ki kadın profili gözler önüne seriliyor; siyasetten sanata, eğitime, medyaya kadınların katılımlarının ne kadar az olduğuna vurgu yapılıyor, gündem böylece geçiştiriliyor. İşte bizler bu sayımızı her alanda arttırmak için elimziden gelen herşeyi yapmalıyız. Unutmayalım ki Türk kadını geçmişten bugüne zorlu şartlar altında gerek savaşta cephede, gerek aile içinde, tarlada, şöför oalrak, öğretmen olarak, mühendis olarak hayatımızın her alanında çalışmıştır ve çalışmaya devam edecektir. 

Son söz olarak Mustafa Kemal Atatürk;
“Ey Kahraman Türk Kadını! Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” sözüyle Türk kadınına verdiği değer ve önemi vurgulamıştır. 
 


Yazarın Diğer Yazıları
FACEBOOK İLE BAĞLAN