RÖPORTAJLAR -- 2 Haziran 2021

TİYATROCU, OYUNCU, YAZAR MURAT TAVLI İLE MAGAZİN İZMİR ÖZEL

Magazinizmir
Genç yaşına rağmen tiyatrocu-oyuncu-yazarlık kariyerlerini bir koltuğunun altında toplamış başarılı bir isim: Murat Tavlı.

 2011 yılında ilk dizisi Farklı Desenler ile ekranlara adım atan Murat Tavlı; Yahşi Cazibe, No:309, Yeşil Deniz, Küçük Kıyamet gibi pek çok dizide rol aldı. Tiyatro kökenli oyuncu "Hanfendi Bi Bakar Mısınız Anlatacaklarım Var" kitabıyla da yazarlık hayatına başladı. Son kitabı "Rastlantı" ile çok satanlar listesine giren Murat Tavlı halen profesyonel oyunculuk ve eğitmenlik yapmakta.
"Cebimdeki sermaye, yüreğimdeki hüzünlerle birleşince kitaplarım ortaya çıktı" diyen genç yazar kendini duygusal olarak tanımlıyor.
"Ben bir kalem işçisiyim" diyen Murat Tavlı ile tiyatro, kitaplar, gençler ve hayat üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Tiyatroyla lise yıllarında tanışmışsınız. Öncelikle öğrencilik yıllarınızdan itibaren tiyatroyla kurduğunuz duygusal bağdan bahseder misiniz biraz?

Tiyatro hiç bilmediğim bir dünyanın kapısını sonsuza kadar araladı ufak yaşlarımda. Kendimi ve çevremi keşfetmem, özellikle de kendi iç dünyamdaki duygularımı tanımam konusunda bir öğretici oldu benim için. Sahip olduğum her şeye bu sanata borçlu olduğumu düşünüyorum. Son günüme kadar “Yaşasın Tiyatro” düsturunu yaşatma gayesindeyim.

Ekranlara geçişiniz nasıl oldu? Televizyon dünyasını sevdiniz mi?

Ekrana geçişim reklam filmleriyle oldu diyebilirim. Birçok markanın reklamlarından sonra diziler başladı. Ekranları sevdim mi? Bir tiyatro değil ama ben yaptığım her işi sevmeliyim. Yoksa başarısızlık kaçınılmaz olur.


Murat Tavlı kimdir diye baktığımızda karşımıza tiyatrocu, oyuncu ve bir yazar kimliği çıkıyor. Siz hangi kimliğinize kendinizi en yakın hissediyorsunuz?

Kendimi ait hissetmediğim hiçbir yerde olmadım. Beni ben yapan yerlerde sanatımı icra etme gayretindeyim. Her biri benim bir parçam ve birbirini tamamlayan olmazsa olmazlarım diyebilirim ama yazabilmek bambaşka bir deneyim.

Tüm bu meslekler birbiriyle benzerlikleri olsa da birbirinden ayrı üç alan. Bu üç alanda da başarılısınız. Mesleki geçişlerinizde zorlandığınız oluyor mu?
HİÇBİR ZAMAN BEN OLDUM DİYEMEZSİNİZ
İşte burada devreye işinize olan saygınız ve tutkunuz devreye giriyor. Mesleğimi yaparken sadece kendimle yarışıyorum çünkü hiçbir zaman ben oldum diyemezsiniz. Bu cümleyi kurduğunuz gün miladınızı tamamlamış olursunuz. Ben her daim üzerine koymaya çalışan biriyim. Başarabiliyorsam ne mutlu bana.

İzlenme oranı yüksek dizilerde rol aldınız. Ekranlarda dizi saatlerinin uzun olması oyuncuların en büyük şikâyeti? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her hafta uzun metraj bir sinema filmi çekiliyor. Sadece oyuncular tarafından değil, senaristten kamera arkası emekçilerine kadar herkes bu uzun sürelerden muzdarip. Umarım iyileştirilme yönüne gidilir ama işimizin gerektirdiği neyse onu yapma taraftarıyım.

Gelelim yazarlığınıza. Kitaplarınızı okumuş ve fazlasıyla etkilenmiş bir okur olarak şahsi fikrim sizi günümüzün Kemalettin Tuğcu'su olarak değerlendirebilirim. Genç yaşınıza rağmen romanlarınızda hayata dair çok derin anlamlar var ve acıklı öyküler yer alıyor. Kitaplarınızın çok satanlar listesine girmesinin farkı ve başarısı nedir sizce?

Yazabilmek için bir derdinizin olması gerekiyor. Dertten kastım somut olaylar değil. Bakış açısı değiştirebilme, farklı boyutlarla konuları ele alabilme ve bilinen gerçeklerin bir yanlıştan ibaret olabileceğini fısıldamak istiyorum. Yüreğimde hissetmediğim hiçbir satırı kitaplarıma işlemedim. Bence okuru içine çeken ve kendisini bulmasına sebebiyet veren de bu samimiyet.

Kitaplarınızı yazarken nelerden etkileniyorsunuz? Gerçek yaşanmışlıklar mı, sizin hayal dünyanız mı?
Oyuncu olmamın çok fazla faydası oldu. Benim mesleğim fazlasıyla gözlem gerektirir. Cebimdeki sermaye, yüreğimdeki hüzünlerle birleşince ortaya bu kitaplar çıktı. Bir kelebeğin ışık süzmesindeki kanat çırpışı bile size çok şey anlatır. Ben anladıklarımı anlatmaya çalışan bir kalem işçisiyim.
Hem yazar hem de oyuncu olarak insanları gözlemlemek de bir nevi mesleğinize dâhil. Peki, gözlemlerinize dayanarak günümüz insanını, gençleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sosyal medya odaklı bir toplum haline geldik, sizce bunun getirisi ve götürüsü nedir?
Bilgiye çok kolay ulaşabilmek bulunmaz bir nimet ama her istediğimize her an sahip olma düşüncesi beni birazcık korkutuyor. Günümüz gençleri inanılmaz zeki ama bir o kadar da umutsuz. Bu çocukların bu umutsuzluk deryasında olmasında hepimizin payı var. Eğitim sisteminden başlayan bir kargaşanın içinde onlardan var olmasını bekliyoruz. Bugün benim bile gelecek için kaygım varsa bu çocuklara bunu çok göremeyiz. Birçok şeyin değişmesi elzem.

Genel bir kanı olarak bizler özellikle yazarları çok sakin ve romantik insanlar olarak düşünürüz. Bize yansıyan Murat Tavlı son derece enerjik, pozitif, neşeli bir insan? Romantik ve duygusal mısınız? Siz kendinizi nasıl tanımlarsınız?
BEN İNSANLARA ANLATMAYA ÇALIŞTIM ANLAMADILAR, BEN DE YAZMAYI TERCİH ETTİM

Ben kendime kadar romantik ve duygusalım diyeyim. Daha önceki zamanlarda daha fazla bonkördüm duygularımı paylaşmakta ama artık biraz daha kendi içimde yaşıyorum. Aslında neden kitap yazıyorsun sorusunun cevabı da burada yatıyor. Ben insanlara anlatmaya çalıştım anlamadılar, ben de yazmayı tercih ettim. Yakın çevrem eğlenceli biri olduğumu söyler. İnsanları güldürmeyi severim ama eskisi kadar gülüyor muyum? İşte orası koca bir muamma.
Çocuk Murat Tavlı ne olmak isterdi? Çocukluk hedef ve hayallerinizi mi yaşıyorsunuz, yoksa hayat sizi bambaşka bir yerlere mi sürükledi?
Umarım onu mutlu edebilmiş ve hayalleri peşinde koşarken ona destek olabilmişimdir. Onun istediği sanat dolu bir gelecekti. Elimden geldiği kadarıyla ona vermeye çalıştım. Hatalarım oldu mu? Elbette... Hatalarıma sarılıp onları sevmeye başlamamla geleceğimi de mutlu etme gayretindeyim.
Son olarak şunu sormak istiyorum: Maalesef 2 yıldır tüm dünyada ve ülkemizde yaşadığımız bir korona gerçeği var. Bu süreçte en çok neleri özlediniz ve yaşadığımız bu zor günler hayatınızda neleri fark etmenizi sağladı?
Bir sahne sanatları emekçisi olarak bu dönemden en çok etkilenenlerden biriyim. Maalesef milletimiz her zorlukta olduğu gibi bu zorlukta da ilk bizi terk etti. Birçok meslektaşım çok zor günler yaşıyor ve hayatına son verenler de oldu ama haber olabilmemiz için ölmekten ziyade biriyle magazinsel bir olay yaşamamız gerekiyor. Bu çağda böyle bir salgına dünyanın esir düşeceğini hiç tahmin etmezdim ama olabiliyormuş. Yaralarımızı sarmaktan ve tekrar ayağa kalkmaktan başka çaresi yok insanlığın. Umarım bu kara bulutlar bir an önce dağılır ve yine o eski günlere döneriz. Bir dostumuzla bir kahve içmenin bile ne kadar kıymetli olduğunu anladık. Tüm insanlık ders çıkarsa iyi olur ama sanmam. Hayat bize ne getirir ne götürür bilmem ama birçoğumuzdan pek çok duyguyu çaldığı kesin. Herkese sağlıklı bir dünya diliyorum...

FACEBOOK İLE BAĞLAN