Elvan Balaban
elvanbalaban@magazinizmir.com
YAZARIN YAZILARI
Kimine göre aşkın sembolü, kimine göre de para tuzağı olan Sevgililer Günü kıyameti bir gün sonra yalnızların kabuslu rüyası olmaya hazırlanıyor…
Sene 1928… Sevgili Mahmure Hanım taş plaktan o cilveli ve hoş sesiyle şöyle sesleniyor; “ipek siyah mantolu, beyaz yakalı, kalbim çarpıyor sana bakalı. Hem cakalısın, biraz da fiyakalı. Ne yaman şeysin, ne güzel şeysin Karşıyakalı…”
İki farklı kadının iki farklı hikayesini konu alan, tek perdelik bu iki oyun “Kadınlardan Konuşalım” Mayıs ayında Fransız Kültür Merkezi’nde tiyatro severlerle buluştu ve bende geçtiğimiz akşam bu güzel oyunu izleme şansı yakaladım.
İzmir’in küçük beldesi Selçuk’a bağlı bir köy bizim Şirince.Hatırlıyorum da bir zamanlar otobüslere doluşulur, geziler düzenlenirdi bu köye.Hoş hala da vardır ama bizimkiler gibi dedikodulu nine sohbeti olmuyordur herhalde.Önce kısa bir Meryem Ana ziyareti, akabinde Şirince’de uzun bir soluklanma...
106 yıllık bir asansörü vardır bu şehrin, her İzmirlinin bir kereliğine bile olsa kullandığı ve manzarasına sırtını dönüp hatıralar bırakacak pozlar verdiği...
Kumru deyince eminim sizinde aklınıza gelen ilk şey, göklerde süzülerek, özgürce kanat çırpan bir kuş türü oluyordur. Fakat İzmirlilere kumru dediğinizde, Çeşme ve tadına doyulmayan bir lezzet gelir akıllara…
İş stresinden uzaklaşmak, öğlen aralarında denize nazır mekânlarda bir yemek molası vermek için uğrarsınız bazen, bazen de uzun yürüyüşlerinizi yaparsınız can dostunuz köpeklerinizle ve zaman zaman çocuklarınız yuvarlanır tertemiz yeşilliklerin üzerinde…
Mahallenin köşesinden bir koku süzülür burnuna doğru… Tüm kokular onun yanında yok olup gitmiştir artık. Bir anda her şey durur ve o mis kokuyu ararken bulursun kendini…
Bu şehri anlamak, kelimelere dökmek zor olsa da bazen sınırları aşıp zorlamak gerekiyor sanırım. Nasıl bir millettir ki “ottan” yemek yapsın. Hem de öyle böyle bir yemek olmasın o, tadına doyulmasın, şanı şehirden şehre yayılsın, damaklarda hatırlatıcı tatlar bıraksın.
Sabahın ilk ışıklarıyla sokaktan kulağına süzülen ilk kelimelerden biridir o. Yatakta kıvrılmış, uykulu ve sersem bir halde güne başlamaya çalışırken, bir anda seyyar satıcının o tiz sesiyle uyanırsın. “gevvvreekk, boyozzzz!”
Tavuk mu yumurtadan, yoksa yumurta mı tavuktan esprisi gibi oldu bu gevrek ve simitin hikâyesi… Yıllardır İzmirlileri ve İstanbulluları karşı karşıya getiren ve bir türlü nihai sonuca erilemeyen bu susamlı, tadına doyulmayan, yuvarlak hamurlara ne deneceği nicedir tartışma konusu.
FACEBOOK İLE BAĞLAN