Ertan Kayıtken; "İzmir, Kadını Gibi Işıl Işıl Parıldayan, Özgürlüğün ve Güzelliklerin Şehridir"

Türkiye’nin ünlü modacılarından ve İzmirlilerin göz bebeği Ertan Kayıtken ile kendisini, moda dünyasını ve İzmir’in moda anlayışını keyifli bir sohbet eşliğinde konuştuk. Bizleri göz alıcı ofisinde ağırlayan Ertan Kayıtken’e samimi ve sıcak açıklamaları için teşekkür ederiz.



İlk önce herkesin bildiği Ertan Kayıtken’i değil de, bilinmeyen Ertan Kayıtken’i dinlesek..

Herkesin bildiği genelde meslek hayatıma rahmetli Barış Manço ile başladığım ve 34 senedir non stop, hep yeni bir şeylerin peşinde olan ve yine yeniden diyen bir yapım var. Dışarıdan; çok relax, hayatın akışına kendi bırakmış ve değişim olmadan devam eden, uçlarda görünen bir yapım olduğunu düşünüyorum. Oysa ki inanılmaz derecede köşeleri olan, tutucu, muhafazakar bir tarzım var. Oğlak burcunu yansıtan bir kişiliğim olduğunu söyleyebilirim. İnançları çok kuvvetli olan biriyim. Her sabah yüce yaradan ile buluşur ona dualar ederim. Meditasyon gibi ruhumu dinlendiririm. Bu benim sadece yaradan ile aramda olan bir bağ ve ondan çok fazla güç alıyorum. Bunu da 20 yaşında annemi kaybettiğimde anladım. Ben o günden beri sadece kendimi kendimle yenileyen, kendi kendime danışan, kendime kendimden fayda gören biriyim. Her zaman içimde kinci bir Ertan yarattım. Bir olgun Ertan birde patlamaya hazır bir bomba Ertan yaşatıyorum bu bedende. Olgun Ertan, diğer Ertan’ı her zaman doğru bir şekilde kullandı. Zaman zaman yere vuruşlar, duvara çarpmalar çaresizlikler yaşadım ama bu çaresizliklerin karşılığında her zaman olgun olan Ertan bu patlamaya hazır olan bomba Ertan’ın pimini nerde, nasıl patlatacağını çok iyi bildi. Ve onu kaldırdı.
Hayatı her zaman şu anlamda sorgulayan bir kişiliğim var. Hayat yaşanası, vazgeçilesi değil. Eğer yaşamayı biliyorsak ve dünyaya niye geldiğimizi sorguluyorsak, yaşamımıza başarılar ile devam ediyoruz. Bazı kişiler, görevi olmadan geldiklerini zannederler ama hepimizin bu hayatta bir görevi var.
Mistik olaylara her zaman çok meyilliyimdir. Bilinmeyeni araştırmak bana haz veriyor. Zaten hiç bir işime araştırma yapmadan başlayamam, başlamam. Garantici bir kimliğim var. Yaş aldıkça, bakın; “Yaşlandıkça” demiyorum, daha da iyi öğreniyor ve yeni işler için heyecanlanmaya başlıyorum.
Başarıya aç olan bir insanım. Başarı için yaşamayı seviyorum. Ama bu başarı kriterlerim ve normlarım herkes gibi yada çok global değil. Kendime göre, hayatı hiç bir zaman için şuursuz uçlarda başım dönerek yaşamadım ve yaşamayacağımda. Mesela kredi kartı kullanmam ve cebimdeki para ne kadarsa öyle yaşamayı tercih ederim.
Lüks bana göre marka giyinmek ya da marka olan yerlerde bulunmak değildir. Lüks, her zaman insanın kendi konforunu sağladığı, ruhunun ve duygularının okşadığı bir durum ve kesinlikle herkesin de kendine göre bir lüks anlayışı olmalı.
İnsanların fikirlerine ve çevremdekilerin düşüncelerine her zaman saygı duyarım. Herkesin özgürlüğü kendinedir ve bunu savunuyorum. Kısıtlayıcı normları sevmiyorum. İnsanlar eğer karşıdaki şahsa saygı duyarsa bu dünya o zaman yaşanası hale gelecektir. Bu arada sadece insanın insana olan saygısı ile yaşamasının yetmediğini düşünüyorum. Doğaya saygı, doğadaki canlılara da yaşam hakkı bize, insanlığımızı hissettiren bir duygulardır. Çünkü insanoğlu yaşamda kendine yer açmak için biraz bencil yaşar. Diğer canlıları ve doğayı, duyarsız bir şekilde kullanır. Bu durum da beni oldukça kaygılandırıyor. Bundan 10 sene önce, sadece kendim için yapıyordum mesleğimi ama artık mesleğimi sosyal sorumluluk projelerine adadım kendimi.
Mesleğimde iyi bir yere gelebilmek için kendimi eğitmeye çalışan bir yapım var. Her gün dersimi çalıştım, bir öğrenci ruhunda mesleğimi yaptım. Her gün ders çalıştım, her gün kendimi yeniledim. Artı bir insan eğer hayatta başarılı olmayı istiyorsa onu kendi elde etmek zorunda. Çünkü yüce yaradan hepimize eşit haklar sunar. Herkesin doğum yeri, şekli ve statü farklı olabilir. Ondan sonrası elde etmek orta yerde. O pastayı almak ve ondan yararlanmak bizim elimizde. Eğer bunu hissedemiyorsak, her şeyin ayağımıza gelmesini bekliyorsak, o zaman başarı maalesef üstümüzden uçar ve gider... Bunu yakalamayı bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Bunlarda herkesin bildiği Ertan’ın dışındaki Ertan Kayıtken duyguları.

Bu mesleğe nasıl başladınız? Sizde olan yeteneği nasıl fark ettiniz ve bu mesleğe nasıl yöneldiniz?

Lise yıllarında tiyatro ile ilgilenen bir çocuktum. Bu konuda kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Hatta şuan sinema okulu olan sevgili Şahika Tekan’la beraber çok güzel oyunlar yapmıştık lise sonda. Tiyatroya ve sinemaya meyilli bir kişiliğim vardı.
Moda, o zamanlar çok parlak bir sektör gözükmediği halde heyecanım her zaman yüksekti bu konuda da. Bu yüzden Dokuz Eylül Güzel Sanatlar sınavları girdim ve beni yeteneksiz buldular. Benim hayat felsefeme göre ki daha deminde tekrarladım bunu “Size kimse bir şey vermez. Siz onu kendiniz almak zorundasınız”.. Bende kendime çok inandığım için moda yolunda devam etmek istedim. Beni yeteneksiz buldukları için hep haksızlığa uğradığımı düşündüm. Sadece bir sınavla ki şuan eğitim sistemimizde maalesef böyle. Gençlerin bir sınav ile hayatlarına yön vermelerini çok yanlış buluyorum. Bütün gençlere buradan önerim olsun; “ İnandığınız yolda sakın pes etmeyin. Yani hayatınızdan gayretinizden ödün vererek o başarıyı elde edeceksiniz.” Bende böyle yaptım çünkü. İnanın hiç tatil kültürüm olmadı. Bayram tatilleri çok uzun olduğu zaman ben şaşkına dönerim. Ne yapacağımı bilmem. Herkes bir program yapar ama ben alışkın olmadığım için o 9 günün 10 günün nasıl geçeceğini her zaman düşünürüm. Genellikle de yatar uyurum. Herhalde çok kendime güvendiğim ve başarıyı istediğim için sürekli çalıştım. Hırslandım...

Kendime gerçekten çok güvenirim. Bu yüzden küçük yaşlarda yurt dışına çıktım. Çeşitli atölyelerde etüt çalışmaları yaptım ve araştırmalara dahil oldum. Buraya döndüğüm zamanda rahmetli Barış Manço benim bu anlamda yıldızımı parlatan kişi oldu. Sevgili Barış Manço dünya görüşü çok geniş biridir. Bana ilk onunla çalıştığımda “ imaj makerlığımı yapar mısın” dediğinde, bir imaj maker sistemi yoktu Türkiye’de . Ya da başka bir deyişle oturmuş bir sistem değildi. Bende fikirlerimi sahnesinin nasıl olması gerektiği konusunda kullanırdım. Hatta Kurtulan Ekspress’i de zaman zaman giydirdim. Böyle işler yapmaya başladıkça kendime çok büyük güven geldi. Üniversite Barış Manço’ydu benim için. Yaptıklarımın sahnede izlenip herkes tarafından alkışlanması çok memnun etti beni. Başarılı biri sayesinde bende başarılı olmuştum. Bu da çok gurur vericiydi. Kendi özgüvenim ve buradaki başarılarımı hissettikten sonra, daha da cesaretlenip bir makine ile bu mesleğe başladım.

İzmir’den Türkiye çapında modayı create etmek herkesin harcı değildir. Son yaptığım defilemi tebrik etmek için Türkiye ve dünya çapında başarılı olmuş bir çok kişi aradı.

Sevgili kareograf Caner Evez çok kafa dengi, oğlak burcu biridir. Çok rahat bir ekip olduk onunla. Defilemi de bu şekilde oluşturduk. Son 5 yıldır artık sosyal projelere odaklanıyorum ve bundan gurur duyuyorum. Bu son defileyi de KİTVAK vakfıyla yaptık. Amacı da; Dokuz Eylülde yatan Lösemi hastalarının yakınları için bir konuk evi yapımıydı.

Sevgili Şenay Düdek geçen günlerde anaokulu yaptırdı. Onunla gurur duyuyorum. Belki bende böyle bir çalışmaya girerim. Kafamda şimdiden bir şeyler belirlendi. Alt yapısını oluşturmaya başladım. Bakın bir başarı bitince hemen diğeri için heyecanlanmaya başlıyorum. Yüce yaradan tarafından verilmiş bir duygu bu...

Beğendiğiniz modacılar, beğendiğiniz tarzlar hangileri?

Benim duayenim Yıldırım Ayruk. Yıldırım Bey’in Türk modasındaki kutur başarısı tartışılamaz. Bence o Türk modası adına bir efsane.
Ticari ve çalışma prensipleri açısından baktığımda Vitali Hakko’yu beğeniyorum. Gençliğimde izleyip moda anlayışı olarak değil, getirdiği sistem ve insanları moda adına disipline edişi çok ilgimi çekmişti ama koleksiyon ve zevk olarak Yıldırım Bey de doğru bir çalışma içerisinde. Dünya modasını create ettiğini düşünüyorum. Yıldırım Beyi taktir ediyorum. Artı beni dünya modasında da Elie Saab şuan çok heyecanlandırıyor. Dünya modasını etkilediğini düşünüyorum. Dior etkilendiğim diğer modacılardan. Christian Lacroix’ın detaylarını ve aksesuarlarını çok beğenirim. Stephane Rolland’da zevkli modacılardan. Onun sade ve modern yapısını ve Fransız modasına kattığı o tadı taktir ederim ama hiç bir zaman için onlar gibi olmam. Bunun yerine her zaman kendim gibi olmayı tercih ederim ki doğrusu da budur.

Benim dünyadaki görevimde dünya modasını create etmek olduğunu anladım. Benim bulunduğum şehir, benim bulunduğum ülke ve imkanlarımla yapabileceğimin en doğrusunu yaptığımı düşünüyorum. Beni de fazlasıyla örnek alan gençlerin olduğunu biliyorum. Bende kendi çabamla onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Onlar için bir moda okulu açamasam da şimdilik, zaman zaman çalışmalarını bana getirip benden yardım alan bir çok genç var. Bende dışardan bir çok genci elimden geldiğimce beslemeye çalışıyorum. Asistanım Yiğit Eryendi’de bunlardan biri. Oda 16 yaşında bana geldi şuan 29 yaşında. Yiğit, kutur anlamında çok başarılı. Modanın eğitimi bitmez. Yani 3 - 4 senede yada bir üniversiteden mezun olmakla hakikatten bitmiyor. Yiğit’te her geçen gün bir şeyler öğreniyor. Yiğit konusunda bende çok şanslıyım. Aynı kafada, aynı dilde ve benim gözümle dünyaya bakabilen bir asistanım var. Oda çok şanslı. Burada kendini çok doğru bir şekilde eğitiyor.


Şık bir kadın, şık bir insan nasıl olmalı sizce?

Tarz olmalı. İlk önce kendine özgü güveni olmalı. Kendini çok iyi tanımalı. Kendini ve vücudunu çok iyi tanımalı. Kendi yaşam biçimini iyi tanıyan bir kadın şıklığa yelken açmıştır. Hiç bir zaman modanın esiri olmamalı bir kadın. Dünya trendlerinden faydalanmalı ama kendi bulunduğu ortama ve vücuduna göre giyinmeli. Her sene sürekli değişen değil, her sene sürekli gelişen bir kadın bence şık bir kadındır.


Bunu Türkiye’de çok az kişide görüyorum. Feryal Gülman beni her zaman heyecanlandırmıştır. Gördüğüm ve izlediğim kadarıyla bir çok bayan da onu takip ediyor. Sosyal yaşamın içerisinde de şıklığından hiç bir zaman falso vermiyor. Birde Aylin Tahincioğlu yine kutur giyinen zevkli kadınlardan birisidir. Feryal Gülman markalar ile flört eden bir kişi. Aylin Tahincioğlu ise kutur giyinen başarılı bir kadın.
Pret-a porte(hazır giyim) veya spor giyimde yada genç tasarımcıların heyecanlarını yansıtan kadınlardan biri de Eda Taşpınar. Ne kadar moda ikonu olarak gösterilse de ben çok beğeniyorum Eda Taşpınar’ın tarzını. Çok sevgili Sinan Ertan’ın kendini sunuşunu da beğeniyorum.

Ben sadece “Giyinen” kadını sevmiyorum. Doğru yer, doğru kişi, doğru zaman ve doğru kıyafet benim bu konuda en sağlam temelimdir. Bunlara dikkat eden kadınlar moda konusunda başarılıdır ve şıktır.

Yaz sezonunda hangi renkler bekliyor bizi ve nasıl giyinmeliyiz?

Bu soruyu aslında çok doğru bulmuyorum çünkü klavuz olmak çok önemli bir şey. Bizler önerilerimizi zaten yaptığımız defilelerde söylüyoruz. Şuan yüzünü ya da bedenini görmediğim kişiye “şunu şunu giy” demem kadar yanlış bir şey yok.
Buz mavisi moda mesela okey, kırmızı çok moda, siyah beyaz çok moda ama bu sırf moda diye yakışmayan bir kişinin buz mavisi giymesi kadar yanlış bir şey yok. Ben bu anlamda biraz bilinçli olmalarını öneriyorum. En azından sizin gibi internet sitelerine girip, dergileri araştırıp, kendi tarzları için dünya modasının sunduğu o yelpazeden bir parça almaları gerektiğini düşünüyorum. Moda diye onlara yakışmayan kıyafetleri giyen insanlar bence modanın arkasına gizlenen kişiliği zayıf insanlar. Halbuki kişiliği oturmuş, röportajın basından beri bunu söylüyorum, yaşamını iyi tanıyan insan hiç bir zaman modanın esiri olmaz, tam tersi modanın önüne geçer ve insanlara doğru örnek olup, modayı giyinmeyi ve şıklığı öğretircesine kendileri bir tarz yaratıp insanlara iyi örnek olur diye düşünüyorum. O yüzden dünya modasını ve şimdiki modayı çok iyi araştırıp takip etmeli ve insanlar kendi şıklığını yaratmalı. Güncel olmak okey ama çok güncel bir şey gitmekte artık demode. Sizin blogunuz da bir haberi duyduktan sonra başka bir yerde bu çalışma duyulsa ne olur? -- Hiç bir önemi heyecanı kalmaz. Bir kişi buz mavisi moda diye bütün sezon boyunca üstünden buz mavisini çıkarmazsa o kişi benim için demodedir.

Sürekli nüksediyoruz moda da. İnce burunlu ayakkabılar yine moda mesela. Ben annemin zamanlarından hatırlıyorum. Böyle olması doğal mı?

Pantolonu tekrar icat edemeyiz diye düşünüyorum. Erkeklere etek giydirmek lazım o halde : ). Tabi ki bir takım şeyler tekrar ediyor ama bu tekrarları görüp yaşarken yeni yaşam koşullarının göz önünde bulundurularak bunların değiştiğini görmek gerekli. 10 sene önceki ince topuklu ayakkabılar şuan olan tarzlar ile aynı değil. Muhakkak renginde veya dokusunda bir farklılık oluşturuluyor. Onun için ben böyle haksızlık yapılmaması taraftarıyım.

Evet moda bir çark ama eskide gördüğümüz keyifler neden yeni yaşamdaki insanlar tarafından yaşamasın ki. Annelerin giydiklerini neden kızları giymesin ki. Ama kendi yaşamlarına uygun olan şekilde. Ben kalkıp farklı olmak için yaşama aykırı ve sıhhi olmayan, artı yenilik peşinde olacak diye göz zevkini okşamayan aksesuarların ya da kıyafetlerin kullanılması taraftarı değilim. Tam tersi. Geçmişteki doğru ve sevilmiş olan modalar yıkanıp, yağlanıp, temizlenip, yeniden create edilip tekrar modada olması beni çok mutlu eder. Sonuçta moda demek bir yaşama biçimidir. Biz şuan giyimde modayı ve beni konuştuk. Ama neden annenizin giydiği şeyi siz giymeyesiniz ki? Size de yakışıyorsa anneniz gibi olmak neden istemeyesiniz ki? – Bak bu annemin ve bende giyiyorum demek bence çok güzel bir şey...

Evet haklısınız Ertan Bey. Bana da daha sıcak daha samimi geliyor. Bende giyiyorum annemin gömleklerini yeri geldiğinde eteklerini.. Cidden çok samimi bir görüntü bence de..

Evet yani sonuçta bende annem gibiyim, annemin kıyafetlerini giyiyorum demek çok farklı bir haz.

İzmir ve İzmir kadınlarını sorsak size? Nasıl anlatırsınız onları bize nasıl betimlersiniz?

İzmir her ne kadar Türkiye’de ki en modern şehir olarak görünse de biraz tutucu olduğunu düşünüyorum. “Ben bunu giyersem, hımm ne der çevredekiler acaba?”. Zihniyeti burada çok fazla. Bir defa giyimde bu zihniyetin kaldırılması taraftarıyım. Kendi kimliğinizi bulmanız açısından bu zihniyetin kişilere fren etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu zihniyeti fazla dikkate almak ve giyimde frene basmanın bazı zevkleri durduğunu düşünüyorum. İzmir’de bu var. Ancak şöyle bir bakıldığı zaman Türkiye’de her yerde bu durum var. İstanbul’da belli bölgelerde görürsünüz bu zihniyetten uzak kadınları.
İzmir’in her yerinde kendine özgüvenli, sadece parayla olduğunu zannedilen ama herkesin kendi bütçesine göre giyindiğini bir kadın portföyü var. Tam bir Akdeniz kadın giyim biçimi olduğunu görüyorum. Çok kıvamlı dekoltelerin, çok kıvamlı pratik feminen çizgilerin daha yoğun olduğu bir tarzı var İzmirlilerin.
İzmir kadını zaten güzel bir kadın. Hep bunu sorarlar “İzmir kadını veya erkeği neden güzeldir?”. Havasından suyundan değil, genlerinde güzellik olduğunu düşünüyorum. Melezler her zaman güzeldir çünkü. İzmir kadını da Avrupa’dan ve doğundan göçen insanların bir karmasıdır. Ve yeni nesil hep anne babasının en güzel yanlarını alan, kendine bakan, önde olmayı başaran güzel bir nesil. Haliyle de ne giyseler yakışıyor. Bence İzmir kadını ışığıyla, cesaretiyle ve enerjisiyle ne giyerse giysin kendine yakıştırıyor.

Doğru.. İzmir’e ilk geldiğimde bende bunu hissetmiştim... Peki son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Bu da olmalı röportajda, benle ilgili bunu da bilsinler dediğiniz?

Ben yaşamı yaşama dair bir şeyler söylemek istiyorum... Artık yaşamın günün 24 saat olmadığının, 14 saat olduğunun farkına varsın insanlar. Her şey o kadar çok hızlı tüketiliyor ki ve o kadar çabuk gelişiyor ki zaten hiç bir şeye yetişemiyoruz. Kelebeklerin yaşamının çok kısa olduğunu düşünürüz hep ama onlar bu zaman diliminde mutlu olmak için çabalarlar. Hem de sadece 1 gün içerisinde... Bizde zamanımızın kıymetini bilmeliyiz. Artık 14 saat yaşayabiliyoruz. Bunu değerlendirmeliyiz. Yaşamın her dakikasını, her saniyesini sevgi ve saygı ile geçirmeliyiz. Başarılı ve mutlu olmak için çabalayalım bizde. Çevremize bu kısa hayatımızda duyarlı olmalıyız...
Teşekkür ederim...

Magazinizmir.com'un özel röportajıdır. Tüm hakları saklıdır. Başka yerlerde izinsiz kullanılamaz. 

 

 

 

  • PAYLAŞ:

BENZER HABERLER

ETİKETLER ertan kayıtken, ertan kayıtken kimdir, ertan kayıtken röportajları, ertan kayıtken hakkında, ertan kayıtken izmir, magazinizmir röportajları