Emre Ertürk NY

İstanbul'dan NewYork'a uzanan başarı öyküsü 'EmreNY'



  Ruhunu çizgilere taşıyıp,çizgilerden tasarımlara döken, Ülkemizi yıllardır başarıyla temsil eden bir tasarımcımız Emre Ertürk. Kendisiyle yıllar evvel başlayan arkadaşlığımız; her geçen gün Emre Ertürk başarılarıyla gurur duymakla devam ediyor. Magazin İzmir’e özel gerçekleştirdiğimiz bu sıcak sohbet için Emre Ertürk’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.


İlk nasıl keşfedildi sanata olan eğiliminiz? Ya da sizi birisi mi keşfetti?

2 Yaşımda kağıt kalemle olan haşır neşirliğimi annem keşfetmiş. Ablamın okuldan geldiğini görür görmez kağıt kalem istermişim. 4 Yaşımda bir gün yaramazlık yapınca annem beni oda cezasına koymuş, ben de tepki vermişim ve yatak odamın duvarlarına resim yapıp boyamışım. Bu yüzden,aksiyondan doğan reaksiyona hep çok inanırım ben. 


Peki ressamlıktan tasarımcılığa geçişiniz nasıl oldu?

Ben geçiş yapmadım. Ben,rönesansı tatbik eden sanatçılardanım. Tasarım popüler olduğu için ve bir çok Hollywood ünlüsü tasarımlarımı çok severek kullandıklarından sanırım resimden tasarıma geçti algısı oluştu. Şu an, 25 Aralığa kadar Nurosmaniye Armaggan Sanat galerisinde tablolarım sergileniyor. Sanat bir bütündür. Sonuçta üniversitede 9 ana sanat dalının derslerinin %40 'ı aynı veya benzeridir. Bu 9 dalda eğitim alan genç sanatçı adayları okuldan mezun olduktan her ne kadar farklı bölümden mezun olsalar da sonra istediği sanat dalını da icra edebilirler. Ben Londra’da art and desing BFA eğitimi aldım. Sonra Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’nde BFA reklam grafiği konusunda uzmanlaştım. Sonra, NewYork’da AA lisans da film üzerine eğitim aldım. Hepsi birbirine destek veriyor. Resmi bir başka enerji, tasarımı bir başka enerji.


New York maceranız nasıl başladı? Neden NY?

Aslında Londra’dan sonra NY planımda yoktu. Sonradan kafama koydum ve NY’lu oldum. Sanatımda kariyer yapmak dışında özel bir beklentim yoktu. Ancak NY’da direk yeteneğe baktıkları için beni el üstünde tuttular. Simdi NY’a göre Londra’ya kendimi daha yakın buluyorum. Enerjiler ve dengeler tüm Dünya’da değişiyor. Hiçbir şey aynı kalmıyor. Özellikle sanatçılar için.


Mesela şarkı sözü yazarları geceleri daha çok ilham geldiğini söylerler. Hatta uyumaya çalıştıkları ilk dakikalarda kelimelerin kafalarında gidip geldiğini söylerler ve o sebeple kağıt ve kalemi daima başucunda bulundurduklarını ifade ederler. Sizin işinizde de böyle şeyler oluyor mu? Yoksa kafanızda belli bir konsept daima var mıdır? ve siz o konsept üzerinde hayalleri mi gerçekleştirmeye çalışırsınız tasarımlarınızda?

Bir anda aklıma gelir fikirler, renkler eşliğinde. O yolda devam ederim. Fikirler her gün oluşuyor. Pek saati vakti belli olmuyor. Hangi işin ucundan tutarsam,onu asla yarım bırakmam. ‘Projeyi yapamam çünkü’ gibi bir bahanem ve düşünce yapım yoktur. Yeter ki inanayım o projeye ve iş&proje yaptığım kişiler de bana inansın.
İki tarafta inandığı zaman projeler çok başarılı oluyor. Tabii proje ve iş ortakları da yan gelip yatmayacak o inanca sahip çıkacaklar. Sanatçılar Allah kotasından alırlar yaratıcılıklarını. Bunun kıymetini çok iyi bilmek gerek.





Köpeklere çanta tasarımı yapmak fikri nereden oluştu?

O’ da bir anda gelen bir arzuydu ve oldu. Çok farklı modellerde uçak seyahati için lüks deri köpek çantalarını ilk tasarlayan tasarımcı olarak geçiyorum. Bana vizyonu bol ortaklıklar olsun gerisi benim işim.

Hillary Clinton,Victoria Beckham, Britney Spears’in müşterileriniz arasında olduğu devamlı medyada yer aldı. Başka bilmediğimiz,basına yansımayan kimler var?

En son Mariah Carey, Olivia Culpo, Matt Dillon da (EmreNY) Emre Ertürk’lü oldular.

Müşterileriniz olan bu ünlülerle aklınızda kalan, ilginç bir anınız var mı?

Çok var,bir tanesini anlatayım: Glenn Close Bir mağazadan çantamı satın almış. Ancak,beni arıyorlar üzgün bir sesle; ‘ Glenn Close çok beğendi çantanızı ancak köpeği çantanın içinde takla atamıyor ne yapabiliriz?’ diye sorunca ben telefonda tam 20 dakika gülme krizine girdim. Ben güldükçe onlar da gülmeye başladı.
Sonra, ‘ee ne yapalım idare edeceğiz’ diyerek kapattık. Köpeği takla atamadı çantamın içinde ama, güzel bir telefon anımız oldu.


Sosyal medyada epeyce yankı uyandıran yeni bir kanalda başlayacak bir projeniz var. Konuyla ilgili bilgi alabilir miyiz? Nasıl bir içeriği olacak bu programın?

Programın adı ' HİÇ MEMNUN DEĞİLİM!! ' www.NetD.com 'da yayınlanıyor. Günlük hayatta sistemi bozan, düşünce yapımızı yavaşlatan, kısacası toplum olarak gıcık olduğumuz ve ti’ye aldığımız adabımuaşeret kurallarından, bir markette ya da ATM de sıraya girmeyi neden sevmeyişe, yere çöp atmak,balgam tükürmekten,sevgiliye nasıl davranması gerektiğine dair kadar bir çok konuyu espirili şekilde anlatan bir program. Net D bir internet televizyonu! Bu yeni kanalda harika programları inşa eden program patronumuz Jülide Çağıl benim yıllardır Türkçe ve İngilizce Hiç Memnun Değilim lafımı espirili bir şekilde söylememe çok gülerdi ve bunu çok özel bir formata oturttu. Sonuçta çok orijinal harika bir format ortaya cıktı. Şu an ‘WarnerBross’ bile programı takip ediyor. İnşallah çok daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyoruz. Çünkü izlerken hem eğleniyoruz hem düşündürüyoruz. Bir başka avantajı da Net D TV 'nin canlı yayını olsa da istediğin yerde, yurt dışından bile, istediğin zaman telefondan da dahi, istediğin kadar, hatta tekrar takip edilebiliniyor olması. Çünkü, programlar kanal listesinde yüklü. Sanırım Türkiye'de hiç Memnun Değilim!! gibi bir Show programına çok ihtiyaç vardı ki beğenilerek takip edilmeye başlandı. Her bölümün hayatın içinden farklı konu ve farklı konuklarla gerçek ile kurgu arası parodilerden oluşması da çok dikkat çekiyor. Ekranda yeni format, yeni enerji insanların çok aradıkları birşey sanırım. Bir de halk artık ajite edilmekten bezdi. Gülmek istiyor, gülerken düşünmek istiyor. Artık ablak filmler, aynı tarz programlar izlenmez oldu.


Ne kadar sıklıkla yurt dışındasınız ? Bu yoğun tempoya nasıl ayak uydurabiliyorsunuz?

Bu ara programın çekimleri seri şekilde akıyor. Daha sonra Londra,İstanbul,LA arası mekik dokuyacağım. Londra eğitimimle beraber 20 senedir yurt dışında olduğumdan biraz yorucu olduğunu düşünmeye başladım. Sıcak bir iklime özlem duyuyorum. Cape Town’u çok merak ediyorum. Ülkemi de çok seviyorum.Bu aralar kafam karışık.


Emre Ertürk normal yaşamında neler yapar? Nasıl mekanlara gitmeyi tercih eder?

Valla ben evde oturup yaşlanmayı bekleyen tayfadan değilim. İlla gece bir bar veya klube gitmem de gerekmiyor. Ev partilerini,ev oturmalarını çok seviyorum.
Bu aralar trendim bu ev partileri. Daha sıcak,daha natürel daha sohbet dolu. Dışarıda uyuz oluyorum herkesin elinde bir telefon, sürekli bir avlanma durumu ve sohbet sıfır. Sevgi insanın içindedir. Eninde sonunda aşk bizi bulur. Çok aramamız lazım sanırım. Kendimizi tedavi etmemiz lazım bence.


Türkiye’deki tasarımcılarımızı nasıl buluyorsunuz? Kendinize yakın gördüğünüz tasarımcı,modacılar var mı?”bende kıyafet tasarlasaydım işte böyle yapardım” dediğiniz?Neden?

Hüseyin Çağlayan’ı beğeniyorum.Çünkü o’ da tam sanatçı ruhuyla tasarlıyor.


İş grafiğinizde, hayatınız boyunca sizin en çok egonuzu yükselten olay, başarınız neydi? Ya da nelerdi?

Egom olduğuna inanmıyorum. Olsaydı eğer, benim gibi onlarca uluslararası başarılar elde etmiş, önemli bir imza olan bir insanin bu kadar herkesle iletişimi bu denli natürel ve sıcak olmazdı. Ancak başarımdan dolayı bana ego çok yapıldı maalesef. Hâlbuki el ele olsaydık onlara da çok faydası olacaktı. Kaybettiler. Muaffak olamadılar. Ne egolar görüyorum, gördükçe de “Benim egom yok!” diyorum, “Aman yarabbi, olmasın!” diyorum. Yaratırken veya bir markaya lansman organize ederken en güzelini yapacağım derim. Oradaki de bana göre egoya girmiyor ama ona yaratım egosu diyorlar. Ancak benim başkalarında gördüğüm ego acayip bir şey. Başkalarını kıskanmaktan dolayı o insana aldıkları tavır tutum tripleri gördükçe “Vay be!” diyorum ya da başkalarını ezmek isteyenleri görünce ya da “Aman buna destek vermeyim de beni geçmesin.” gibi gafil düşünenleri gördükçe Türkiye’deki bu tip insanlardan çok soğudum. Sürekli birbirleriyle didişiyorlar. Türkiye’de acayip bir ego var. Ama bence çok yersiz bir ego bu. Çünkü sen zaten çok iyi bir mevkidesin, “Neyin egosu bu?” diyorum içimden. “Herkesin kulvarı farklı, aynı işi yapsa da.” diyorum. Bazen “Allah Allah! O ne endam, o ne hava, o ne herkesi parası ile ezmek, aşağılamaktır!” diyorum. “Ben mi Oscar’larda baş konuktum yoksa bunlar mıydı?” diyorum. Başkalarının mutluluğunu istemeyenler de egoları çok yüksek insanlar. Bunları sosyal medyada da bariz görüyoruz zaten. Saygı ile farkındalık çizgisinin geçilmesini sevmem ama bu da ego değil; bu tamamen ben sana saygı duyuyorum, sen de benim isime bulaşma tavrımdır. Ben kimseyi ezmem ezemem, hor görmem, göremem. Benim her alandan dostum var; zengini de var, olmayanı da var. Hepsi çok özeller benim için. Hepsi hayatın içinden, hayati keşfettiren özel ruhlar. Bir hikâyen varsa anlatırsın, anlatılınca da dinlenmelidir. Hikâyesi yok diye senin hikâyeni dinlemek istemiyor bazısı. Bu da egodan ötürü mesela :)

Bundan sonraki hedeflerinizde neler var?

TV Programımı daha çok kişiye ulaştırmak. Yurt dışında da aynı formata devam etmek. Resim sergilerimi daha sıklaştırmak. Tasarımda farklı bir formata giriyorum. Az ve öz modellerde hak ettiği fiyatta özel çanta koleksiyonu ve farklı ürünler hazırlamak. 13 senedir çok farklı modellerden birçok fiyat yelpazesinde tasarlıyordum. Hep çok yüksek fiyattan sanılıyordu hâlbuki 250 TL’ye de bir çanta alınabiliniyordu daha önce koleksiyonlardan. Bunu daha özelleştirmek adına az, öz, lüks koleksiyona dönme kararı aldım. Emre Ertürk imzası öyle daha keyifli olacak. Alabilen alsın. Zaten yurt dışında da ünlüler istemiyorlar EmréNY tasarımlarının artık çok kişide olmasını. Herkese hitap etmek baksa bir kulvar. Başka markalar için herkese hitap edilecek projeler üretiyorum zaten. Kendi markam adi altında az, öz, çok özel koleksiyonlar olacak artık. Başka markalara her zaman yaptığım gibi yaratıcı lansmanlar tasarlamaya devam etmek istiyorum. Senede en fazla 3 markaya kreatif proje üretmeyi ve lansman organize etmeyi kabul ediyorum zaten. Keyifli oluyor özel markalarla Emre Ertürk yaratıcı çizgisini birleştirmek. Herkes çok keyif alıyor. 4 aydır basında yer alan Polisan art deco by Emre Ertürk koleksiyonunun basın lansmanı devam ediyor. Polisan için seri üretimde üretilen duvar motiflerini elde çizdim, boyadım ve çok keyifli bir koleksiyon çıktı ortaya. Her eve farklı hikâyesi ile pozitif enerjili, rengârenk bir Emre Ertürk resmi giriyor. Bu çok sevindirici.


Siz, hem Türkiye hem de Amerika’yı yaşamış olan bir tasarımcı olarak ve hatta başarılı bir ressam ve tasarımcı olarak; hangi ülkede daha çok yaratıcılık hâkim diye sorsak ne cevap verirdiniz?

Türkiye’de yaratıcılık çok ama, önü kesiliyor. İşin kolayına kaçılıyor. Yaratıcılık var ama, ona değer katacak vizyon az. Çok büyük kötülük bu, asıl hak eden projelere, yaratıcı fikirlere ve rekabet yarışında olmak zorunda olan firmaların kendilerine. Çakma konseptler, yurt dışından getirilmiş ürünler ile ülkemizdeki genç yeteneklerin, profesyonellerin insanlara ulaşması kısırlaştırılıyor. Hâlbuki halk kendi insanının, yeni dünya vizyonu ile beslenmek istiyor. Sürekli o’ markaları, o’ mekanları o’ sergileri Türkiye’ye getireceklerine Avrupa’ya, dünyaya bizden sanatçı götürsünler. Görsünler, bakın neler oluyor. Her şey para değil. Prestij daha çok önemli artık. Prestij ünlülerle içice olmak da değil. Sadece unlu olmakta bir isi başarıya ulaştırmak için yeterli değil. Başarı sadece sanatsal orjinal fikirlerle olur.
Bunu yapan milyonlarca insan yok dünyada . O’ çok farklı bir kotadır. Evet, var yurt dışına açılmış markalarımız ama maalesef görülen şu ki vizyonel yaratıcılık az olduğundan başa çıkamıyorlar dünya markalarıyla. Dünya markaları sanat kokuyor. Bu yüzden hep 3 adım ilerdeler. EmréNY’ nin ilgi görmesi ressam olan bir tasarımcının elinden çıktığı için. Benden daha büyük markaların yer aldığı dünyaca meşhur ‘Workman Takvimlerinin 2014’ yılı takviminde yer alıyor olmam da buna yeni bir örnektir. Sanat ve yaratıcı orijinal fikir olmadan dünya çapında, ülke olarak itibar görmemiz imkânsız. Herkes bence vizyon sahibi sanatçı dostlar edinmeye baksın. Çünkü dünya sistemi değişiyor. Önümüzdeki 10 yıl yeni sistemin en üst kurallarından biri; sanat ve sanatçıya değer verenlerin ön planda olacağıdır.

 


Haberin Galerisi İçin Tıklayın.

  • PAYLAŞ:

BENZER HABERLER

ETİKETLER emre ertürk, istanbul, newyork, moda, paris hilton, moda, tasarım, dizayn, köpek çantaları, hollywood, paris, sanat, resim, ressam, tasarımcı