Tiyatro Üçgeni; “ Klasik Tiyatro – Forum Tiyatro – Tiyatro Sporu ”

Tiyatrohane eğitmenleri, kendi uzmanlaştığı tiyatro türünü anlaşılır örneklerle açıklamakla birlikte, günümüzde oyunculuk ve sanat konularını irdeliyor.



Eğitmenler aynı zamanda aktif olarak sahneye çıkan oyunculardır. Klasik tiyatro ile ilgili görüşmeler Dokuz Eylül Üniversitesi Oyunculuk Bölümü mezunu ve Tiyatrohane'nin sahibi Erk Bilgiç ile, forum tiyatro ile ilgili görüşmeler Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde Öğretim Görevlisi Erdem Erem, Doğaçlama Tiyatro ve Tiyatro Sporu ile ilgili görüşmeler ise Yaratıcı Drama konusunda uzman Uzm. Başak Erem ile yapılmıştır.

Röportajlar içerisinde günümüz Türkiye'sinde tiyatroya ve oyunculuğa bakış açısı irdelinirken, oyunculuk eğitimleri, güncel oyunlar ve yeni gelişmeler ile ilgili konulara da ışık tutuluyor.

Röportaj: Harun Özakıncı

ERK BİLGİÇ RÖPORTAJI

Harun Özakıncı: Klasik bir başlangıç olacak ama, Tiyatrohane'de neler oluyor gibi bir soru cevabı da kısıtlayan bir soru bana göre... Ben daha geniş bir soru ile başlamak istiyorum. Tiyatrohane' yi nasıl tanımlıyorsunuz?

Erk Bilgiç: Tiyatrohane bir gösteri sanatları merkezi, içinde pek çok farklı sanat eğilimi barındıran, sanat üretmekle kalmayıp, sanatla yaşamayı seçen herkes ile omuz omuza olan bir eğitim merkezi aynı zamanda.

Harun Özakıncı: Ekolü olan bir kurum olarak tanımlıyor musunuz kendinizi?

Erk Bilgiç: Ekolümüz var diyebiliriz, Dokuz Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları bölümünü bir ekol olduğunu düşünürsek... Bütün eğitmenlerimiz Dokuz Eylül mezunu, biz yeni bir oluşum olarak bu ekolü daha ileriye taşımak niyetindeyiz.

Harun Özakıncı: Diyelim ki ben Tiyatrohane'ye kayıt yaptırmak ve sizler ile beraber olmak istiyorum... Neler göreceğim, ne kadar süre eğitim alacağım, ne tarz kurslar var, haftada kaç gün kaç saat ve genel bilgilerden bahseder misiniz lütfen?

Erk Bilgiç: Öncelikle öğrenci adaylarımızı bir mülakat ile seçiyoruz. Bizim eğitim anlayışımız ile kişinin beklentisinin aynı doğrultuda olup olmadığını anlamak ve bu eğitime hazır olup olmadığını görmek için. “Temel Oyunculuk Eğitimi” 18 yaş ve üzeri için, haftada 2 gün ve toplamda 5 saat. 8 Aylık bir program. Ders programında Konuşma Sanatı Teknikleri, Hareket, Dans, Doğaçlama, Oyun ve Karakter İncelemesi, Rol ve Sahne çalışmaları mevcut. Eğitimi tamamlayan öğrencilerimizle 2. yıl tiyatro ya da sinema projesi gerçekleştiriyoruz. Bu projelerde rofesyonel bir film seti ya da tiyatro topluluğu nasıl bir disiplin ve ciddiyet içinde çalışıyorsa aynı çalışma ortamını oyuncu adaylarına sunuyoruz. Böylece mesleki anlamda karşılarına çıkabilecek her türlü duruma karşı daha hazır oluyorlar.
18 yaş altı için çeşitli yaş grupları ile Yaratıcı Drama çalışmaları da gerçekleştiriyoruz. Uzm. Başak Erem ile çalışıyoruz bu konuda.

 

Harun Özakıncı: Çok tartışılan ve bir türlü anlaşılmayan bir konu var; hatta bir sürü usta adı sanı bilinen oyuncularımız oyunculuk eğitimi şu kadar süre de olmaz en az bu kadar süre gerekir vs gibi iddialar üretiyorlar... Nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu sorunun doğru cevabı ne?

Erk Bilgiç: Bu sorunun bilimsel olarak kanıtlanabilecek bir cevabı yok. Oyunculuk metoduna göre değiştiğini söylemek mümkün. Klasik Stanislavski yöntemi ele alındığında bu eğitim oldukça uzun bir programa yayılabilir. Ancak Grotowski sonrası başlayan ve Eric Morris'e kadar uzanan yöntemler eğitimin süresinden çok pratiğin çokluğu ile şekilleniyor. Yaşadığımız çağın gerçekliğini de göz önünde bulundurursak, eğitimin oyuncunun algısının kabul ettiği uzunlukta gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Oyuncu adayının algısal genişliği ile eğitimin süresi doğru orantılı ilerliyor. Bu algının dışına çıkıldığında Eğitmen - Eğitilen ilişkisinde boşa harcanan bir enerji ile karşılaşıyoruz.

Harun Özakıncı: Cevabı zor bir soru ama yani ben nasıl soracağımı bilemiyorum daha doğrusu; "oyuncu aday algısı" değişken bir şey midir? Kabiliyet bu konunun içinde midir? Sorunlarla büyümüş biri ile hiç sorun yaşamamış birisi arasında algı ve odaklanma farkları var mıdır? Kısacası ideal oyuncu algısı nedir diye bir şey sorulur mu?

Erk Bilgiç: İdeal oyuncu algısı yani "Farkındalığı yüksek" kişidir aslında. Oyuncuda olması gereken önemli bir özelliktir, ancak bu yeterlidir diyemeyiz. Bu farkındalığın iyi bir gözleme, ardından ruhsal ve fiziksel bir yansılamaya ihtiyacı var. Böylelikle "Oyunculuk" dediğimiz olgu tam olarak gerçekleşmiş oluyor. Ama şunu söyleyebiliriz: Oyunculuğun ilk ve olmazsa olmaz şartı farkındalıktır. Yetenek olarak adlandırdığımız gizemin de çekirdeğini oluşturmaktadır.

Harun Özakıncı: Öğrenilen bir şey midir oyunculuk? Bilgi midir yani? Ya da çok çalışarak edinilebilinir bir yaşam şekli midir?

Erk Bilgiç: Oyunculuk öğrenciliğim döneminde keşfettiğim bir gerçek var bu konuyla ilgili. Oyunculuk eğitimi bir yaşama sanatı eğitimidir. Aslında bir bilgidir evet, ama uygulama olmaksızın keşfedilemeyecek bir bilgidir ve her kişi bu bilgiyi kendi algısına göre başka biçimlerde ulaşır.
Harun Özakıncı: Tam benim en çok sevdiğim yere getirdiniz konuyu, çok iyi oldu..Herkes istese oyunculuk yapar ve bu istemek zaten beyinde otamatikman gerekli donanımlar için çalışmalar başlatır... Her isteyenin kendi ekolü de kendi içindedir... Biçim herkeste ayrı olcağına göre herkes bir oyunculuk ekolüdür ama bunun farkında değildir kişi diye bir iddiam var.. Nasıl değerlendirisiniz?

Erk Bilgiç: İnsan doğası gereği oyuncudur. İlkel dini törenlerde ilk insanların bereketli bir avın canlandırılmasına topluca katıldığını biliyoruz. Türk tiyatrosunda köy seyirlik oyunları topluca katılımla gerçekleşen, herkesin bir anlamda "Oyunculuk" yaptığı bir gösteri. Kısacası insanoğlu için oyunculuk bir refleks. Sezgisel olarak gerçekleştirilen bir eylem. Ancak bu eylemi sezgisel olandan bilinçli olana taşmak farklı bir yolculuktur. Bu yolcuğun gerçekleşmesi için yol gösterici bir ekol şarttır.

Harun Özakıncı: Tamamen katılıyorum siz bana sorsanız buna yakın bir cevap verirdim teşekkür ederim..Doğaçlama da iyi değilseniz oyuncu değilsiniz derler hem Brando hem Chaplin..Doğaçlama çık aklına geleni oyna mıdır , yoksa tekstli oyunculuk kadar hatta çok daha zor bir disiplin midir? Doğaçlama ekstra bir yetenek midir? Biraz yanlış anlaşıldığını düşünüyorum yeni oyuncu adayları tarafından .. Neler söylersiniz?

Erk Bilgiç: Doğaçlama olsun, yazılı bir metin olsun her zaman çizilmiş bir sınır ve bir çatışma vardır. Dramatik etkiyi yaratan da bu çatışmadır. Verili koşullar içinde sınırsız yaratıcılık alanınız vardır. Oyunculuktaki en dikkate alınması gereken sözlerden biri de "Hız yeteneğin yoldaşıdır". Doğaçlama hızlı düşünme, üretme ve uygulama içerir. Derinlik beklentisi yazılı bir metindeki karakter kadar olamaz. Pratik çözümler gerektirir. Aslında Tuluat Tiyatrosu geleneğimiz de tam olarak bu ilkelerden oluşmaktadır. İyi bir gözlemci ve pratik zekaya sahip bir insan olabilirsiniz, ancak bu sizi iyi bir doğaçlamacı yapmaz, bu gözlemi doğru zamanda, doğru yerde iyi bir yansılama ile doğaçlamanın içine taşımanız gerekir. Bana göre doğaçlamayı oyunculuktan ayırmak imkansız.

 


Harun Özakıncı: Özdemir Nutku hoca sanırım Tiyatrohane'nin danışmanı ve sizin kuruluşunuzdaki en büyük morallerinizden biri... Biz Özdemir hocanın bütün yazı, makalelerini takip ediyoruz o yazılardan makallerden bile çok şey kazanıyoruz..Çok şanslısınız diye düşünüyorum..Hoca'nın bünyenizde oluşunun ne demek olduğunu oyuncu adayı kursiyerleriniz farkındalar mı?

Erk Bilgiç: Özdemir Hoca'nın, tiyatro sanatına olan katkısı anlatmakla bitmez, pek çok oyuncu, yönetmen, yazar ve sahne tasarımcısı onun eserleri sayesinde yetişti. Benim için çok özel bir yönü daha var Özdemir Nutku'nun; çalışkan, inançlı ve idealist gençlere her zaman destek vermiştir. Benim ve Tiyatrohane'de ki arkadaşlarımın eğitim ve sanat çalışmalarımıza her zaman destek oldu ve yakından ilgilendi. Hoca'nın yanında geçirdiğiniz 10 dakika bile ufkunuzu açar; biz onunla birlikte çalışma fırsatını yakaladığımız için çok ama çok şanslıyız. Bana verdiği değeri ben de kendi öğrencilerime hissettirmeye çalışıyorum, bu da Tiyatrohane'nin sevgi ve saygı bağı ile büyümesini ve gelişmesini sağlıyor.

Harun Özakıncı: Sizin Erk Bilgiç olarak okul dışı başka faaliyetleriniz var mı?

Erk Bilgiç: Bu dönem üzerinde çalışmaya başladığım yeni bir tiyatro projem var, fantastik ögeler içeren interaktif bir oyun üzerinde çalışıyorum. Şehir kültürü ile ilgili bir kaç proje üzerinde de planlama yapıyorum. “Tiyatrohane Oyuncuları” adı altında bir tiyatro topluluğumuz var. Yeni sezon için çalışmalara başladık bile. Bu sezon seyircilerimizi yine şaşırtacağımız bir kaç fikir var aklımda.

Harun Özakıncı: Gene genel bir söylenti üzerine soru sormak istiyorum; "Tiyatrolar para kazanmıyor, oyunculuk kursları zor ayakta duruyor." bunları sıkça duyuyoruz..Halbuki çok sayıda okul açılıyor ve yeni tiyatro işletmeleri her geçen sene sektöre dahil oluyor..Sizin bu konuda ki tutumunuz nedir? Para kazanılmayan işler mi bunlar gerçekten yoksa bir işletme hatası mı söz konusu?

Erk Bilgiç: Kesinlikle bir işletme hatası söz konusu. "İki kalas bir heves" dediğimiz tiyatro heves ile ayakta duramıyor maalesef. Ciddi bir mali disiplin ve altyapı gerekli. Ayrıca sanatsal tatmin peşinde koşarak seyirciyi kendinden soğutan ve bu yüzden açılmasıyla kapanması bir olan pek çok tiyatro var. Tiyatro seyircisinin azalmasından yakınılır hep. Aslında tiyatro seyircisi azalmadı, tiyatro sıradanlaştı, mazide kalan hoş bir sedaya dönüştü. Seyirciyi çekmek için televizyon ve sinemadan farklı bir tecrübe yaşatmanız gerekir. Sanat açısından da gelişim başka şekilde sağlanamaz. Yeni ve farklıyı seyirci ile buluşturmalıyız.

Harun Özakıncı: Tiyatrohane'nin bu seneki eğitim dışındaki faaliyetleri, gösterileri neler olacak?

Erk Bilgiç: Bu yıl birden fazla tiyatro projemiz olacak, geçen sezon oynadığımız Haldun Taner'in “Ay ışığında şamata” oyunu İzmir'de kapalı gişe oynadı. O oyunu bu sene de oynamayı planlıyoruz. Fakat yeni bir kaç oyunumuz var provalara başladık. Ayrıca yeni bir oyunun çevrisi üzerinde çalışmalarımız devam ediyor. Bir de büyük şehirlerde yaptığımız bir araştırma ile artık yerinde olmayan, yıkılmış ya da metruk eski kültür - sanat yapıları ile ilgili de bir performans ve grafik içerikli bir proje yürütüyoruz.

Harun Özakıncı: Oyuncu kadrosunda öğrencileriniz mi yer alıyor sadece?

Erk Bilgiç: Eğitmenlerimiz oyunculuk kökenli olduğu için tam profesyonel oyunlar çalışma fırsatımız oluyor. Ekibimizde iki sahne tasarımcısı ve dramaturg da var. Daha önce yönettiğim oyunlarda oynamış olan öğrencilerimizden de bu profesyonel ekibe zaman zaman dahil ediyorum. Sadece öğrenciler ile çalıştığımız farklı tiyatro projelerimiz var.

Harun Özakıncı: Son sorum oyunculuk üzerine; sizin oyunculuk tanımlamanız nedir ? Neredeyse "oyunculuk hapı" var deseniz ona bile inananacak bir kitle var..Oyunculuk avantajları, boyalı oyunculuk sektörü çok kişinin iştahını çok kabartıyor..Ama bu işinde bir "ama" sı var malum..Bu kadar detaylı baktığınız oyunculuk eğitimine ve oyunculuk kavramına sizin tanımlamanız ve meraklısına tavsiyeniz nedir?

Erk Bilgiç: Özetleyecek olursak oyunculuk "an"ı yaşamak ile ilgilidir. O "an"ın dışındaki hiç bir şey bir önem taşımaz oyuncu için. Şöyle düşünelim çok keyif aldığınız için oyunculuk yapmak istiyorsunuz ve insanların bunun için para ödemesini bekliyorsunuz. Saçmalık! Kimse sırf siz keyif alasınız diye ödeme yapmaz, aynı oranda seyircinin de keyif alması gerekir. Yani bu meslekte vasat yoktur ya en iyisi olursunuz ya da hiç kimse. Dünyadaki en zor mesleklerden biridir oyunculuk %70 -80 arası işsizlik vardır. Tavsiyem şudur: Oyuncu olmak istiyorsanız şunu sorun kendinize: Ben oynama sadece ve sadece oynama eyleminden mi keyif alıyorum, yoksa takdir edilmek ve tanınmak, ilizyon'un bir parçası olmak mı çekici gelen?

ÖĞR. GÖR. ERDEM EREM RÖPORTAJI

Harun Özakıncı: Erdem bey önce sizi tanıyalım , Tiyatrohane ile bağınızı dinleyelim sonra Forum Tiyatro ile ilgili merağımızı gidermemizde yardımcı olmamızı sağlarsanız seviniriz.

Erdem Erem:Ben Hacettepe Üniversitesi, Sınıf Öğretmenliği bölümü çıkışlıyım. Tiyatro ve öğretmenlik biraz ilginç gelse de içimde hep vardı. Lisans dönemim boyunca hem tiyatro hem de yaratıcı drama eğitimleri aldıktan sonra yaratıcı drama yüksek lisasımı Ankara Üniversitesi'nde 2005 yılında tamamladım. 1996'larda başlayan amatör tiyatro çalışmalarım üniversitede de devam etti ve 1999 yılından itibaren yaratıcı drama, doğaçlama ve tiyatro üçgeni içinde kendini var etti diyebilirim. Özellikle 1999'dan beri doğaçlama tiyatronun çeşitli formatlarıyla(tiyatro sporu, ezilenlerin tiyatrosu gibi) uğraştım. Başlarda oyuncu olarak başlayan süreç yüksek lisans zamanlarımda yönetmenlikle devam etti. Tabi ki buradaki yönetmenlik klasik tiyatronun yönetmenliği gibi algılanmamalı. Doğaçlama tiyatronun biliyorsunuz ki dinamikleri klasik tiyatroya göre çok farklı. Sonrasında 2005 yılında Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi'ne öğretim görevlisi olarak geldim ve gelir gelmez ilk iş olarak öğrenci topluluğumuzu kurup yeni amatör doğaçlamacılar yetiştirme uğraşına girdim. Aynı zamanda Çağdaş Drama Derneği'nin İzmir şubesini de 2007 yılında bir arkadaşımla beraber kurdum. Şimdiye kadar da hem tiyatro alanında hem de yaratıcı drama alanında birçok çalışmada bulundum. Bu sıralarda da 2012'den itibaren de Tiyatrohane'nin kurucusu Syn. Erk Bilgiç'le beraber Akkademi Tiyatro'nun çatısı altında çalışmaya başladık. Ancak Akkademi'nin İzmir'de kapanması sebebiyle bu sene de Erk bey Tiyatrohane'yi açtı. Biz de hep beraber Tiyatrohane'nin çatısının altına geçtik.

Harun Özakıncı: Tiyatro ile dolu dolu bir zaman geçirmişsiniz. Peki Forum Tiyatro'yu dinleyelim şimdide...

Erdem Erem: Üniversite yıllarımda ilk tanıştım forum tiyatroyla, Hacettepe' de okumama rağmen Ankara Üniversitesi'nin yaratıcı drama topluluğundaydım. O sırada Agusto Boalin neler yaptığıyla ilgili hocalarımızla tartışıyorduk ve bu benim ilgimi fazlasıyla çekti. Sonra o zaman sınırlı sayıdaki kaynaklara ulaşmaya çalıştık. Takdir edersiniz ki google bile yok varsa da pek anlamlı değil. Sahaflarda, kütüphanelerde, AÜ.Dil Tarih Coğrafya, Bilkent, Boğaziçi derken çeşitli kitaplara, videolara falan ulaştım. Aynı zamanda da toplulukla denemeler yapmaya başladık. Bu arada çeşitli yurt dışından gelen forum ve doğaçlama tiyatro çalışan hocalarla seminerlerde ve özel atölyelerde çalışmaya devam ettik. Sonrasında İzmirde de bu konuda çalışmalar yaptık ama belki de bu işin benim için dönüm noktası Agusto Boalin oğlu Julian Boalle yaptığım çalışmalar ve 1 hafta boyunca yapılan uzun sohbetlerdi. Kendi grubumla da bu çalışmalara tam anlamıyla bundan sonra başladım diyebilirim. Tabi bu sırada hem Agusto Boalin kitapları çevrildi hem de onun üzerine çalışanların sayısı arttı. İlk yaptığımız yıllarda "Böyle tiyatro mu olur? Seyirciye sorulur mu? Sen oyna ya da güldür sadece komiklik yap" gibi algılar varken artık yavaş yavaş nitelikli seyirci yetiştirmeye başladığımızı düşünüyorum. Bu nedenle sanırım artık ezilenlerin tiyatrosu biraz daha anlam katacak hem seyirciye hem de yaşadığımız Türkiye gerçeğine.

Harun Özakıncı: Peki biraz daha anlaşılır olması için; önce bir cümle ile Forum Tiyatroyu tanımlar mısınız? Ve biz ikimiz şu anda bir Forum Tiyatro yapabilir miyiz?

Erdem Erem: Forum Tiyatroyu bir tümceyle açıklamak biraz zor ama kısaca şöyle özetleyebiliriz. Ezilenlerin tiyatrosu içinde bir format ve bu formatta oyuncular ve seyirciler eşit. Formatın benim uyguladığım şeklinde bir ön oyun gösteriyoruz. Bu ön oyun bizim/seyirci için güncel bir sorun oluyor içinde ezen-ezilen ya da öğreten-öğrenen baskı unsurlarının yer aldığı bir durumu seyirciyle paylaşıyoruz ve sonrasında artık söz seyirciye geçiyor. Ve sorun üzerine joker/moderatör sorular soruyor. Bu sorulara göre seyirciler istedikleri sahnenin kurulmasını ve bu sahne üzerinden sorunu çözüm yollarını uygulayarak tartışıyorlar. Hatta seyirci oyuncunun yerine geçiyor ve o rolü kendi yapıyor. Böylece bir empati süreci ortaya çıkıyor. İkinci sorunuzsa sanırım imkansız ama doğaçlamanın ustalarından biri olan d. Heatcote der ki, "Hayat zaten bir doğaçlamadır." o yüzden Forum Tiyatro yapamasak da doğaçlamayı her daim yapabiliriz.

Harun Özkakıncı: Psikodramadan farklımıdır Forum Tiyatro?

Erdem Erem: Tabi ki farklıdır. Psikodrama bir grup terapisi yöntemidir ve sağaltım/iyileştirme amacı güden klinik bir süreçtir. Psikodrama doğrudan bir kişinin hayatını, grubun diğer üyelerinin yardımıyla müdahaleye açar. Ancak A. Boal Fereire'nin ezilenlerin pedagojisinden yola çıkarak sosyolojik bir iyileştirme amaçlar ancak buradaki süreç toplumu değiştirmek için sanatın kullanılmasndan öteye gidemez ve ne kadar benzer görünse de sanal bir durumun gerçekleştirilmesidir. Psikodrama ise gerçek bir durumun sanallaştırılmasından yola çıkarak çözüme ulaşmaktır.

Harun Özakıncı: Hemen başlayalım ufak bir denemeye...

Erdem Erem: Hemen başlayalım toplumda bir sorun bulalım beraber herkesi ya da bir kitleyi ilgilendiren. Mesela sizi rahatsız eden bir sorun ama yaşantı merkezli olması gerekiyor. Çok genel değil, çünkü forum tiyatro özelden genele ilkesiyle çalışıyor.

Harun Özakıncı: Ben ortalama insalara çok büyük kızgınlık duyan biriyim...Konformistlere diyelim... Sistem önüne ne koyarsa onu tüketenler... Komşularımla filan hiç anlaşamam o yüzden... Yani yanlış giden her şeye karşı aman başıma bir şey gelmesin diyenlere çok büyük kızgınım. Bu konu yeterli midir?

Erdem Erem: Olur başlayalım. Konformizim bireyin genele yapılana kendine zarar vermiyorsa hiç umursamaması diyebiliriz. Yani var olan düzene uyguncu bir bakış. Buradan ne gibi problemler çıkar? Önce bunu düşünelim mesela. Doğrudan komşularınızı alalım ele, nesine sinir oluyorsunuz komşularınızın? Hangi davranışına?

Harun Özkakıncı: Komşularımız demeyelim de çok belirgin olmasın.. Davranışa sorusu çok doğru. Mesela toplumsal olaylarla ilgili bir duyarlılık gösterdiğim zaman diyelim ki gazeteden bir habere tepki gösterdiğim zaman insanların buna karşı hem sessiz kalması, hemvde beni “Başka işin mi yok, sen mi kurtaracaksın?!” diye uyarması... Masayı falan dağırtabilirim sinirimden..

Erdem Erem: Kötü. Ben de karşılaşıyorum bununla:)

Harun Özakıncı : Bu çok basit herkesin yaşadığı ama benim çok çok tepki verdiğim bir durum...

Erdem Erem: Aynı tepkisizlik beni de sinir ediyor. Türkiye çok büyük o yüzden agustonun dediği gibi önce bir insn değiştirmelisin sonra tüm salonu sonra tüm ülkeyi... dünyayı... Örnek verdiğiniz durumda ezen-ezilen yok ama basitçe bu konudan yola çıkabiliriz.

Örnek; apartmanın bahçesindeki çiçekleri çalanları kapıcı yakalar. Yöneticiyi çağırır ve yönetici yakalananlara bir güzel dayak atar. Bunu gören bir apartman sakini duruma müdahale eder, diğer biri ise “Adamın işi bu. Nasıl isterse yapar. Karışma.” der. Diğer bir kişi ise balkondayken hemen içeri girer görmemiş gibi yapar ama pencereden bakmaya devam eder. Olay fazla büyümeden hırsızlar gönderilir. Bunun üzerine duyarlı birey apartman genel kurulunun toplanmasını ister. Bu toplantıda yönetimin böyle gaddarca hareketlerde bulunduğunu beyan eder. Örneğin kedi köpekleri zehirlediğini, herkesin özel hayatını kameralarla sorgu altına aldığını ve kapıcıyı bir dedektif gibi kendi işi dışında kullanıldığını vb.diğer figürlerde aynen yaşamdaki tiplemeler gibi olaya müdahil olur. Bu ön oyun oynanır. Aslında çok daha fazla derinleştirilmesi gerekir, yasal dayanaklar, komşu gözlemleri vb. sadece hızlı bir çalışma olduğu için böyle kısa kestim. Uygun mudur? Sizce buradaki ana sorun sizin gözlemlediğiniz sorununuza uydu mu?

Harun Özakıncı: Tabi tabi gayet uygun.

Erdem Erem: Peki süper bunun üzerine Joker/moderatör (ikisi de türkçe değil ama böyle ne yazık ki yönetmen uymuyor, yönetici belki) söze başlar. "Oyunu izlediniz, ne gibi sorunlar var."(tabi ki oyun öncesi oyunun formatı hakkında bilgi paylaşımı yapmıştır. ve aynı zamanda ısınma oyunu vb. oynatmıştır.) "Burada gözlemlediğiniz sorunları nasıl çözersiniz? Ancak bazı kurallar var bu sorunu çözerken bir karakteri koruma altına alıyorum. bu karaktere dokunmanız ve değişiklikte bulunulması yasak.” Bu baskı unsurudur. Ayrıca “Bu değişikliği bir karakteri değiştirerek yapabilirsiniz."der ve örnek gösterir. "Ali'yi değiştirdiyseniz sadece Ali'nin nasıl olacağına karar verebilirsiniz". Diğer karakterleri değiştiremezsiniz. Böyle bir başlangıçla seyircilerden biri sahneye alınır. 1 kişiyi değiştirir isterse yerine geçer isterse sadece o oyuncuyu yönetir ve süreç başlar. Farklı sahneler kurabilir ya da aynı sahnelerin bakış açısını o oyuncuyu değiştirmesi şeklinde düzenleyebilir.

Harun Özakıncı: Forum Tiyatronun ne yararı vardır ya da kime yararı vardır diye bir soru sorulur mu? Forum tiyatro yapabilmek için oyunculuk kabiliyeti çok önemli midir?

Erdem Erem: Forum tiyatronun yararı tabi ki vardır. Hem birey bağlamında hem de kitlesel bağlamda yararı vardır. Örneğin şiddet konusunu işlediğimiz bir gösteride bazı seyircilerimizkarısından özür diledi, sevgilisine ben şiddet uyguladığımın farkında değildim dedi. Çünkü Türk toplumu ne yazık ki şiddeti sadece fiziksel zannediyor. Ama severken, çalışırken vb. yaşamın her yerinde ciddi bir şiddet uyguluyoruz/uygulanıyor.
Aynı şekilde politik açıdan da Brezilya'da bazı kanun yönergelerinin çekilmesine ya da yeniden şekillenmesinde rol oynamıştır. Çünkü forum tiyatro bir tiyatro yoluyla sanat(sanat eğitimi) şeklidir. Toplumu şekillendirir ve gerçekten çok güçlüdür. Umarım Türkiye'de de bu kadar güçlenebilir tiyatro. Oyunculuk konusuna gelince; bence oyunculuğun asallarını taşımasının yanında gerçekten yaratıcı olabilmesi gerekir. Çünkü yaratıcı olmayan bir doğaçlamacı düşünülemez. Her şeyi düşünebilmeli, gerekirse rolünün fazlasını seyirciye aktarabilmelidir. Yani metne bağlı oyunculuğunda zor yanları vardır ancak metinin, dramaturg ve yönetmenin söylediklerini yapması yeterlidir klasik oyuncunun. Ancak forum tiyatro oyuncusu seyirciye yapay gelmeden tüm çıplaklığıyla oynamalı ve aynı zamanda da her şeye hazırlıklı olmalıdır. Çünkü sahneye oyuncu olamayan birini alıyorsunuz ve kurgusallığı her an unutabilir; ki başıma bir kaç kere gelmişliği var. Şiddete maruz kaldığım oyunlar bile oldu.

Harun Özakıncı: Kavgaya yakın durumlar mı?

Erdem Erem: Aynen üzerime sandalye atıldı, yüründü, vb. ama normal bu içselleştirdiğini ve aslında öğrenmeye başlaığının da bir göstergesi tabi ki bunu kavgaya dönüşmeden nerede olduğunu hatırlatıp ve bunun bir rol olduğunu hatırlatıp durdurduk, hatta sonrasında hepsi özür diledi. Ama önemli olan o özrünün aslında ona şiddeti fazlasıyla içinde barındırdığını göstermesi oldu. Kendiyle yüzleşip sonra bunu kaldıramayıp salonu bağırarak terk eden ve sonra çıkışta 1 saat sohbet edip sahnedeki problemi nasıl çözeceğimizi tartıştığımız insanlar oldu.

Harun Özakıncı: Tamamı oyunculardan oluşan bir ekiple durum çok farklı olur galiba.

Erdem Erem: Evet oyuncularla çalışmak iyi ama kalıplarını kırmış olanlarla olması gerekir. Çünkü eninde sonunda seyirciyi sahneye alacak ve çalışmadığı biriyle karşılıklı doğaçlayacak. Sonuçta amaç toplumu eğitmek, fark ettirmek, kendisine ayna tutmasını sağlamak o yüzden oyunculuk becerisinden çok oyuncu esnekliği ve yaratıcı zekaya önem veriyorum.
Harun Özakıncı: Boal Forum Tiyatro ile neleri değiştirdi ülkesinde ya da dünya da?

Erdem Erem: Valla bu değişim bence hala devam ediyor. Öncelikle eğitimde ve aile politikalarında değişiklerde etkisi olmuş. Dünyadaysa zaten başlı başına bir formatı içinde barındıran ezilenlerin tiyatrosu akımını ortaya koymuş. Burada politik ve yaşamla ilgili bir çok noktaya parmak bastı diyebiliriz.

Harun Özakıncı: Ezilenlerin Tiyatrosunu anlatırvmısınız biraz? Ne demektir ezilenlerin tiyatrosu ve çeşitleri var galiba?

Erdem Erem: Öncelikle ezilenlerin tiyatrosu Augosto Boal'in Paulo Freire'nin ezilenlerin pedağojisi adlı kuramından yola çıkarak oluşturduğu bir tiyatro kuramıdır diyebiliriz. Yani temelini Aristo'nun katharsis anlayışından, doğaçlamadan, sosyoloji ve psikolojiden almış bir bir kuramdır. Konumuz olan forum tiyatroda bu kuramın altında yer alan tiyatro türlerinden biri. Aynı şekilde görünmez tiyatro, gazete tiyatrosu, imge tiyatrosu gibi modelleri vardır. Hepsinin temelinde de doğaçlama ve halka berber seyirci-oyuncu olma durumu söz konudur.

Harun Özakıncı: Peki şu sıralar ne tarz çalışmalar yapıyorsunuz. Yeni oyuncular arıyor musunuz?

Erdem Erem: Tiyatrohane'de gençlerle doğaçlama tiyatro çalışmaları yapmaya devam etmekteyim. Orada da öncelikle doğaçlamayı öğretip sonrasında da forum tiyatro ve tiyatro sporu çalışmaları yapıyoruz. Yine aynı şekilde Ege Üniveristesi Yaratıcı Drama ve Doğaçlama Tiyatro Topluluğu'ylada hem festivallere hem de özel gösterilerde izleyicilerimizle buluşmaya çalışıyoruz.

Harun Özakıncı: Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim. Dolu dolu bir sohbet oldu. İlgilenen kişiler Tiyatrohane'den bilgilendirme alabilirler değil mi?

Erdem Erem: Tabi, her zaman. Bizi internet sitemizden ve çok aktif olarak kullandığımız diğer sosyal ağlardan takip edip, her şekilde ulaşabilirler.

BAŞAK EREM RÖPORTAJI

H.Ö: Merhaba Başak Hocam, sizi biraz tanımak isteriz. Bize kendinizden ve uzmanlığınızdam bahseder misiniz?

Başak Erem: Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesinde sınıf öğretmenliği okudum. Halen sınıf öğretmenliği yapıyorum. Ankara Üniversitesi'nde yaratıcı drama alanında yüksek lisans yaptım ve yine aynı çatı altında Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde tiyatro ve çocuk tiyatrosu üzerine eğitimler aldım. Çağdaş Drama derneğinde liderlik eğitmenliği ve pek çok uluslararası yaratıcı drama seminerinde yabancı ve türk hocalardan eğitim aldım .”Oyun Hamuru” Doğaçlama Tiyatrosu bünyesinde de yine yabancı ve türk tiyatrocuların atölyelerine katıldım.TUBİTAK gibi projelerde eğitmenlik yaptım. ege üniversitesinde BESYO, sosyal bilgiler öğretmenliği, türkçe öğretmenliği alanlarında drama dersleri veriyorum oyun hamurunun açtığı kurslarda eğitmenlik yapıyorum

H.Ö: Tiyatrohane deki verdiğiniz eğitimi açarmısınız?

B.E: Tiyatrohanede de 3,5 yaştan 13 yaşa kadar drama derslerine giriyorum

H.Ö: Sizinle konuşmaya başlarken çok net bir soru ile gireceğim. Bilmeyenler çok karıştıryor, Tiyatro Sporu ve Doğaçlama Tiyatro nedir ? İkisini de detaylı anlatır mısınız?

B.E: Tiyatro sporu doğaçlama tiyatronun bir türüdür. Tiyatro sporunda turlar ve her turun kendine özgü kuralları vardır. İki grup bu turları seyirciden aldığı çıkış noktaları ile o an sahnede oynuyor seyirci ve her tur sonunda bir gruba alkışları ile puan veriyor gösteri sonunda gruplardan biri kazanıyor. Bunun da pek çok farklı biçimi var ancak Türkiye'de en çok bu türü kullanılıyor. Long form, short form, grotowski ... gibi pek çok türü var. Genel anlamıyla seyircinin izleyen formundan çıkıp katılımcı olduğu oyunu yönlendirdiği hatta oyuna dahil olduğu formlar doğaçlama tiyatrodur.

H.Ö: Peki çocuk konusuna dönersek, çocuklara eğitim vermek zor değil bence..Yanılmıyorum değil mi? Onlar hazır oyun hamuru gibiler doğru mu?

B.E: Oynamaya karşı heveslerini ve yaratıcılıklarını düşünürsek evet kesinlikle çok keyifli. Ancak geçmiş yaşantıları sınırlı olduğundan doğaçlamalarda zorlanabiliyorlar bir de tabi ki herş eyden etkilenmeleri gibi bir risk var. Bu nedenle sıkça vurguladığımız bir noktaya değinmek isterim. Derse girecek kişinin yeterliliği çok önemli, pedegoji bilmesi şart.
H.Ö: Çocuklara tiyatro eğitimi tekniği nedir? Yetişkinler akımları biliyor, kavramları biliyor bunun üzerinden eğitim vermek kolay bir yol..Çocuklara eğitimde nasıl bir yol izliyorsunuz?


B.E: Çocuklara tiyatro eğitimi vermiyoruz. iletişim becerilerini, empati becerilerini, yaratıcılıklarını geliştiren, farklı bakış açıları kazandıran yaratıcı drama eğitimi veriyoruz. 17 yaş üstü öğrencileri tiyatro eğitimine yönlendiriyoruz

H.Ö: Ama ne olursa olsun sahneye çıkıp birşeyler oynuyorlar değil mi?

B.E: Hayır Tiyatrohane'de böyle bir gösteri durumumuz yok hatta şiddetle karşıyız. Amacımız onlarda var olan yaratıcılığı geliştirmek. gösteri bunu ketler, öğrenme zamanından çalar ve gerginlik, yarış ve hırsa neden olur bu nedenlerle tercih etmiyoruz
-
H.Ö:Çok duyduğum bir şeydir; veliler bizim çocuklarda bir kabiliyet var mı , sahneye ne zaman çıkacaklar, dizilere versek mi diye sorarlar... Bence haklılar onlar tarafından bakınca.Bu sorular size de soruluyor mu?

B.E: Evet bizde onlara bunun pedegojik açıdan doğru olmadığını örneklerle anlatmaya çalışıyoruz ama tabiki yine kendi tercihleri...

H.Ö: Doğru olamayan nedir?

B.E: Yaratıcı drama yoluyla gelişimlerine destek sağlayabileceğim uzun bir süreyi gösterinin provası için harcamak istemem. Gösteri hem çocukta hem öğretmende hem velide beğenilme kaygısı taşır. Bu da çocukları bazen, büyükleri her zaman gerer. Öğretmen kırıcı olabilir, veli hırsa kapılıp çocuğunun baş rol oynamadığına üzülebilir vs. Bir dönem çalıştığım okuldaki öğrencilerimle kukla tiyatrosu hazırlamıştık. Bir yarışmaya katıldık. O süreçte her ne kadar amacım onlara farklı bir deneyim yaşatmaksa da beğenilme ve kazanma hırsı zamanımızın çoğunu buna harcamamıza neden oldu. Bazı velilerin, kukla olmasına rağmen “Benim çocuğum neden üç cümle dedi? Öbürü niye beş cümle etti?” hesabı süreci baltalamış oldu.
Okullar gösterilerini zaten yapıyor. Haftasonunu verimli geçirmek için geldiği bir kursta da bunu yapmasına gerek yok bence.

H.Ö: Peki şöyle sorayım; çocuk oyuncu yetiştirmek nasıl bir eğitim gerektirir..Diyelim ki size 6 yaşında bir çocuk getirdiler ve uzun soluklu bir dizide oynayacak ?

B.E: Bu benim uzmanlık alanım değil, oyuncu koçu değilim ancak bir eğitimci olarak fikrim çocuğun bir pedagog ve oyuncu koçu ile birlikte çalışmasıdır.

H.Ö: Yaratıcı dramanın önemi nedir..? Mutlak gerekli midir yoksa olursa iyi olur bir donanım mıdır bir çocuk için...

B.E: Yaratıcı drama tiyatrodan yararlanan başlı başına bir bilimdir. Son dönemde gündemde olan aktif öğrenme için bir yöntemdir. Derdimiz öğrencilere farklı bakış açıları kazandırmak, yaratıcılıklarını geliştirmek, empati ve iletişim becerileri geliştirmek, sosyal becerilerini geliştirmektir. Ayrıca bir kavramı, konuyu öğrencilerin aktif katılım gösterdikleri bir öğrenme alanında kalıcı öğrenmelerini sağlamaktır.İletişim sorunu yaşayan öğrencilerin velileri yaratıcı drama kurslarını tercih ediyorlar. Öğretmenler derslerde kalıcı öğrenme sağlamak için tercih edebilir

H.Ö: Yaratıcı dramaya belli bir süre katılmış çocuk büyüdüğünde ne gibi farkılık yaşar hiç katılmamış akranından?

B.E: Doğaçlama hayatın provasıdır. Oyun çocuğun en önemli işidir. Yaratıcı dramada oyun ve doğaçlamayı içinde barındırdığından çocuk için gereklidir diyebiliriz. Çocukluğunda oyun oynamış, hayatı prova etmiş çocuğun travmaları azdır. Kendini rahat ifade etmiştir, edecektir. Daha yaratıcıdır, girişkendir, sosyal becerileri gelişmiştir, toplumda üstüne aldığı sosyal rollerde daha avantajlıdır. Çünkü muhtemel daha önce bunu yaratıcı drama ortamında deneyimlemiştir. Bu arada yaratıcı drama sadece çocuklar için değildir.


H.Ö: Evet , gelelim büyüklere yaratıcı dramaya?

B.E: Yetişkinlerde aynı katkıları görecektir. Bende 22 yaşımda tanıştığım yaratıcı dramanın kişiliğimdeki pek çok katkısını gördüm. Geçtiğimiz haftalarda veliler için yaşantı atölyesi yaptık. Çocuklarının nasıl bir süreç geçireceklerini daha iyi anlamış oldular. Çok kısa bir süreçte onlar da süreçten çok keyif aldılar ve günlük yorgunluk ve sterslerinden uzaklaştıklarını belirttiler. Pek çok yetişkin katılımcıdan duyduğum ve bizzat yaşadığım şey uzun süreli drama çalışmaları çocuklarda olduğu gibi yetişkinlerde de sosyal beceri gelişimi, farklı bakış açıları, empati becerileri, iletişim becerileri vs gelişimi sağlıyor. Ayrıca öğretmenler bunları derslerinde nasıl kullanabileceklerini de öğreniyorlar.

H.Ö: Benim çok inandığımbir konu bu..Bence yaratıcı drama çocuklardan çok büyüklere lazım..Özellikle ego kontrolu ve sosyalleşme sorunu olanlar için..Katılıyor musunuz?

B.E: Kesinlikle drama herkese lazım. Ben bu eğitim sürecini tamamladıktan sonra herkese bunu söylüyorum kendiniz için bir şey yapın ve drama eğitimi alın diye.

http://tiyatrohane.net/hakkimizda/

 


Haberin Galerisi İçin Tıklayın.

  • PAYLAŞ:

BENZER HABERLER

ETİKETLER Tiyatrohane, İzmir Kültür Sanat, Klasik Tiyatro, Forum Tiyatro, Erk BİLGİÇ, Uzm. Başak EREM, Öğr. Gör. Erdem EREM, Dokuz Eylül Üniversitesi Oyunculuk Bölümü, Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Doğaçlama Tiyatro, Tiyatro Sporu, Yaratıcı Drama, Harun Özakıncı Röportaj