Hülya Savaş ile Samimi Bir Sohbet

Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Hülya Savaş ile Tiyatro ve Sanata Dair Sımsıcak Bir Sohbet Gerçekleştiren Kuledibi Dergisi ve Mahmut Ünver'e Teşekkürlerimizi Sunarız.



Sanat hayatında onlarca yılı arkasında bırakmış, oyunlar oynamış, yönetmiş, tiyatroya bir hayat hediye etmiş bir sanatçı, usta, hoca. Öğretmen lisesini bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde müzik eğitimi almaya başlıyor. O dönemde içindeki oyunculuk tutkusu ağır basıyor ve müzik eğitimini bırakıp Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümüne giriyor. Mezun olduğu 1985 yılından bu yana İzmir Devlet Tiyatrosu’nda oyunculuk, TRT de seslendirme sanatçılığı ve birçok yerde eğitimcilik yapıyor. Bütün bunların yanı sıra dokuz yıl İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü görevini yürüttü… Hülya Hanım’ın gıyabında yaptığımız birçok sohbette; onun İzmir ve İzmir tiyatrosu için büyük bir şans olduğunu söyleyenler var ve belirtmeliyim ki ben de aynı fikirdeyim. Yılların deneyimine, başarılarla dolu bir sanat hayatına sahip olmasının yanında mütevazı kişiliği ve zarafetiyle tanınıyor Hülya Hanım.

Hülya Hoca’yla sohbetimizi, bu sene faaliyete giren ve kendisinin yöneticiliğini yaptığı Megapol Sanat’ta gerçekleştiriyoruz. İzmir’in ilk apartmanı olan Anadolu Apartmanı restore edilerek muhteşem bir sanat merkezi haline getirilmiş. Bitişiğinde inşa edilen binada ise teknolojik imkânları ile öne çıkan şık bir tiyatro, sergi ve dinleti salonu yapılmış. Megapol Group’tan adına yakışır bir hediye olmuş İzmir’e.

Ve sohbetimiz başlıyor.

İlk olarak, oyunculuk hayatınız nasıl başladı? Biraz bahseder misiniz?
Hacettepe’den mezun olur olmaz hemen İzmir’e geldim. Ailem burada yaşıyordu. İzmir Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladım. Şimdi mezun olan arkadaşlarımız yıllarca sınav açılsın, kadro açılsın diye beklemek zorunda kalıyorlar. Bizim zamanımızda bu kadar okul yoktu, devlet konservatuvarları çok fazla mezun vermiyordu. Devlet Tiyatroları da sadece konservatuvar mezunlarını alıyordu. Diğer fakültelerin mezunlarına açık kadrolar yoktu. Mezun olur olmaz hemen Devlet Tiyatroları’nda çalışmaya başlanıyordu. Yani biz biraz daha avantajlıydık.

En çok merak ettiğim soruyu sormak istiyorum. Dokuz yıl boyunca yürüttüğünüz İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü’nden neden istifa ettiniz?
Çok uzun zaman olmuştu artık. Müdürlük görevinin öncesinde 2 yıl müdür yardımcılığı yaptım. Dolayısıyla bir süre sonra yorulduğumu hissettim. Hem biraz dinlenmek hem de bayrağı başkalarına devretmek adına böyle bir karar aldım.

“TÜSAK” ı ayrı bir başlık altında sormak istiyorum. Bunun dışında Türkiye de sanat alanında nelerden rahatsızsınız?
Şu aralar TÜSAK ile yatıp TÜSAK ile kalkıyoruz. Yani onun dışında bir şeyden şikâyetim yok. “TÜSAK’tan şikâyetim var!” Aklım almıyor, TÜSAK diye bir şeyi aklım almıyor… Bu damar kesilmek isteniyor… Tiyatro var olduğu günden beri siyasi erk tarafından bir tehlike olarak görülmüştür. Çünkü tiyatro söz söyleme sanatıdır. Ne görürse söyler –söylemek zorundadır – görevi de odur. Dolayısıyla insanların uyandırılması siyasi otoritelerin pek işine gelen bir şey değildir. İyi niyetli bir iktidar aydınlık bir toplum yaratmak istiyorsa; düşünebilen aydın bir toplum istiyorsa bunu en iyi sanat yoluyla yapar… Çünkü tiyatro yol gösteren bir disiplindir. Ama art niyetliyse kendi siyasi ideolojisini dayatmak için; baskıyla, sanatçıyı tehdit ederek, cezalandırarak tiyatroyu kullanmak ister. Bu sadece bu döneme ait bir şey değil. Dediğim gibi tiyatro var olduğundan bu yana süre gelen bir şey. Buna boyun eğen, kabul eden de olmuştur elbet ama her dönemde buna karşı duracak birileri mutlaka çıkmıştır. Çünkü sanatçı olmak özgür düşünceye sahip olmayı gerektirir. Diğer türlü; siyasi otoriteye boyun eğerek, yandaşlık yaparak sanatçı olunamaz.

İzmir Devlet Tiyatrosu müdürlüğü göreviniz süresince oyun seçimlerinde etkiniz mutlaka oluyordu. Tercih ettiğiniz oyunlarda nelere dikkat ediyordunuz?
Oyun seçerken ‘Hülya’ olarak bakmıyorsun işe. Sanat yönetmeni ve o kurumun başındaki kişi olarak bakıyorsun. Öncelikle elindeki şartlara bakıyorsun. Fiziki şartları göz ardı edemiyorsunuz. Bazen seçilen oyunlarda “Hadi canım bu da olur mu? Devlet Tiyatrosu bunu oynamamalı” ya da “Bu oyun çok ağır, kim gidecek bunu izlemeye” dendiği de oluyordu. Ancak klasik oyunun da seyircisi var, vodvilin de seyircisi var, her oyunun bir kitlesi var. Bu nedenle biz repertuarımızı çok geniş tutup her kesimden izleyiciye ulaşmaya çalıştık.

Siz İzmir Devlet Tiyatrosunun başındayken Karşıyaka’daki sahneyle ilgili bazı olaylar gelişti. Bazı sıkıntılar yaşandı. Sonrasında bina yıkıldı. Bu konuda hala yanlış bilinen şeyler olduğunu düşünüyorum. Karşıyaka Ragıp Haykır Salonu tarihe mi karıştı, birinci ağızdan öğrenebilir miyiz?
Karşıyaka sahnemiz yıkıldı, evet. Ancak o bina uzun bir süre başkasınındı ve İzmir Devlet Tiyatrosu orada kiracıydı. Binayı satın alabilmek için dönemin genel müdürdü Sayın Lemi Bilgin’in çok emeği olmuştur. Uzun bir mahkeme süreci yaşadık ve satın aldık. Devlet Tiyatrosu’nun mülkü oldu. Yıkıldığı zamanlarda “Yerine yenisi yapılmayacak” gibi bazı söylentiler oldu. Biz orayı alabilmek için o kadar çabaladık ki… Sonrasında yerine konmayacak bir şey için neden mücadele edelim? Biliyorsunuz, Konak Sahnemiz tarihi bir bina. Çok güzel restore edildi. Karşıyaka Sahnemiz de daha modern, bugünün teknolojisi ve mimarisi ile yapılacak daha farklı bir tiyatro sahnesi yapılacak. Bütün projeleri hazır. İhalesi de yapıldı. İnşaatı başlayacak… Şunu da söylemek isterim yıkılma sebebi depreme dayanıksız olmasıydı. Güçlendirmeye harcanacak parayla daha iyisi yapılabilecek durumda olduğu için yıkım kararı alınmıştı.

Oyuncu gözüyle tiyatro metinlerinde sizi etkileyen en önemli faktör nedir?
Bence dramatik bir metinde en önemli şey hikâye. Oyun metninde farklı bir hikâye, iyi bir kurgu beni etkiler. Tabii diyaloglar da. Geri kalan teknik ayrıntıları yönetmen zaten halledecektir.

İyi bir oyuncu olabilmek için neler yapılmalı? İnsan kendinde hangi özellikleri barındırmalıdır?
Öncelikle kişi kendiyle ve hayatla barışık olmalıdır. Dünyayla, çevresiyle ilgili olmalıdır. İçinde yaşadığı topluma karşı duyarlı olmalıdır. Çünkü oyuncunun beslendiği yer burasıdır. Okumalı, izlemeli ve teknik anlamda kendini geliştirmelidir. Çok lüzumsuz şeylerle de zamanını tüketmemelidir. Onu yolundan saptıracak, isteğini kaybettirecek, enerjisini düşürecek şeylerden uzak durmalıdır. Okullardaki oyunculuk eğitimi elbette çok önemlidir. Ancak iyi bir hocadan eğitim alarak, sürekli öğrenerek ve gelişerek başarılı bir oyuncu. Nitekim bunun örneklerini de görüyoruz. Oyunculuk okulundaki eğitimin kişiyi teknik anlamda çok geliştirdiğini yadsıyamayız. Okullu ile alaylı oyuncu arasında en belirgin farklılık en çok burada ortaya çıkar.

Sevgili Kuledibi takipçileri sohbetimizin sonuna gelirken çok keyifli bir görüşme olduğunu söylemeliyim. Sormak istediğimiz, öğrenmek istediğimiz o kadar çok şey vardı ki Hülya Hoca’nın zamanını fazlaca çaldık. Birçoğunu yazmadık tabi. Son olarak Megapol Sanat adına bir müjde verdi bize Hülya Hanım. Bu sezon Mahir GÜNŞİRAY yönetmenliğinde bir oyun hazırlandığını ve yakında seyircisiyle buluşacağını söyledi.

Son söz olarak bir şeyler söylemek gerek tabii.

Mutlaka İzmir Devlet Tiyatrosu’nda ve Megapol Sanat’ta oyun izlemek için İzmir’i ziyaret etmelisiniz. Bence buna değer.

Sevgilerimle… 

  • PAYLAŞ:

BENZER HABERLER

ETİKETLER Hülya Savaş, Devlet Tiyatrosu, Kuledibi, Sanat, Sanatçı, Tiyatro, İzmir, İzmir Devlet Tiyatrosu, Etkinlik