Hacı Beşir Ağa’nın, Tarih Kokan Kızlarağası Han’ı

Koskocaman, görkemli yapısının davetiyle adım atarsın Kızlarağası Han’ına. Asırları barındıran hikâyelerin izlerine dokunmaya çağırmıştır seni. Bazılarımız iki sokak öteden gelir o havayı solumaya, bazılarımız taa uzaklardan. Belki Amerika’dan, Belki de Avrupa’dan…



Çokluğu teklik yapan bir yerdir Kızlarağası Han’ı ve esnafının güler yüzüyle karşıladığı bir yerdir orası. El dokuması halıların sere serpe yayıldığı avluya rastlarsın ilk ve sonra gümüş bileklikler, ihtişamlı yüzükler parıldar gözbebeklerine. Orası herkesi buyur eden, çat pat konuşulan yabancı dillerle Türkçe’nin karışımı bir yerdir. Elinde tarihi barındıran kıyafetler, antikalar, gümüşler ya da halılarla dolanırsın hanın etrafında ve soluklanmak için de tercih ettiğin yer yine orası olur.

Küçük masaların etrafındaki minik taburelere oturursun dizlerini büke büke. Hangi dilden, hangi kültürden olursan ol, ya “Turkish coffee” ya da “bir Türk kahvesi ver bana en köpüklüsünden” dersin garsona. Bu oraya gelmeden, etrafındakilerden sana anlatılan bir gelenektir aslında. O yüzden bilinçli bir şekilde tercih edersin kahveyi. Çünkü sunumu bile öyle sıradan değildir onun. Gümüş tepside, Osmanlı desenlerini barındıran fincanlarla pişirilerek servis edilir. Herkese özel hazırlanır ve tek tek pişirilir bu kahve. Köpük köpüktür üzeri, dumanları süzülür fincanından ve ateş gibidir sıcaklığı. Bu yüzden sunulduğunda önce küçük üflemelerle yudumlanır o kahve ve ağzında muazzam bir tat bırakır hatırında kalacak. Özlem duyulacak.

Böyle anlatmakla bitmeyecek bu tarihin hikâyesi de 1744 yıllarında başlar. Sarayın Kızlarağası Hacı Beşir olarak bilinen, kendini hayır ve vakıf işlerine adamış, sayısız medrese, cami, külliye ve çeşmeler yaptırmış bir Hacı Beşir Ağa’sı varmış. Bir gün İzmir’e bir hatıra bırakmak için sıvamış kolları bizim Beşir Ağa. 1744 yıllarında da İzmir’in tarihi eseri, bugünün görkemli, binlerce ziyaretçisine sahip Kızlarağası Han’ını inşa etmiş. Doğa olayları sebebiyle birçok kez restore edilen Han, 1780’li yıllarda son haline getirilmiştir.

O dönemler, Kızlarağası Han’ının zemin katı depolama ve ticaret amacıyla kullanılmaktaydı. Han’a inen kervanların yükleri burada boşaltılır, ihraç edilmek, dükkânlarda satılmak veya depolanmak üzere ayrılır, alışverişler yapılırdı. Deve, katır, eşek, at gibi kervan hayvanları yükleriyle girdikleri Han avlusuna yüklerini indirdikten sonra burada gecelemekteydi. Mallar, han depo ve mahzenlerinde muhafaza altına alınırdı. Han’ın kapıları, bütün hanlarda olduğu gibi havanın kararmasıyla kapanırdı. Han’ın üst katında geceleme amaçlı kullanılan ocaklı, nişli, bodrumlu, ahşap tabanlı odalar bulunmaktaydı. Odaların içlerinde ihtiyaca cevap verebilecek yer döşekleri, toprak lazımlık, testi, toprak kandil ve tütün lülesi gibi araç ve gereçler de bulunmaktaydı.

İlk yapıldığı yıllarda genellikle bedestene kofracı (hasırcı) esnafı hakimdi. Daha sonraları Han'ın üst katındaki çuhacı esnafının aşağıya inmesiyle Çuha Bedesteni ismini almış ve Han'ın en önemli bedesteni durumuna gelmiştir. Bakır Bedesteni ile tam orta yerlerindeki bir kapı ve geçit ile birbirlerine bağlanmaktadırlar. Koridorlar, (Bedestenler) doğu ve batı yönlerindeki birer kapı ile dışa açılmaktadırlar. Tam ortalarındaki geçitlerle de avlu ile irtibatları sağlanmaktadır. İç Bedesten diyebileceğimiz doğu koridoru da, diğer iki koridorla oluşturduğu U şeklinin tabanını teşkil etmektedir. Bu koridor da tam ortasından bir geçitle avluya bağlanmıştır. Restorasyondan önce; revak sıra kemerleri ile birlikte batı galerisini örten beşik tonozlar tamamıyle yıkılmış bulunuyordu.

Sütunlar, onları birbirine ve binaya bağlayan gergi demirleri sayesinde restorasyon öncesine kadar ayakta kalabilmişlerdir. Sütunlar sade taş silindirlerden ibarettir. Sütun başlıkları, üçgen - baklava geometrik Türk motifleriyle tezyin edilmişlerdir. Üst katta 73 adet oda bulunmaktadır. Kuzey koridorunda bulunanların dışında diğer iki koridorda bulunan odaların önemli bir bölümü, restorasyon öncesinde tamamen veya kısmen yıkılmış, bir kısmı da niteliğini yitirmis derecede, çok harap bir durumda bulunmaktaydı. Restorasyon yapıldıktan sonra özel bölümlerde kullanıma açıldı.

Kızlarağası Han’ının varlığı ve hissettirdikleri böyledir insanlarda. İzmir sever Ağa kızını. Sevdiği gibi sık sık da ziyaret eder. Burası başka kültürlere de kapısını açar ardınsıra ve kendince yeni hikâyeler dinler mutlulukla. O İzmir’in ilmek ilmek dokunmuş tarihidir, asırlardır ayakta kalan Kızlarağası Han’ıdır. Sığınağı, yegâne tarihi, dünyaya açılan yüzüdür İzmir'in...

Magazinizmir.com'un özel yazısıdır. Tüm hakları saklıdır. Başka yerlerde izinsiz kullanılamaz.

  • PAYLAŞ:

BENZER HABERLER

ETİKETLER izmir tarihleri, izmirin asırlık kızlarağası hanı, kızlarağası, kızlarağası hanı, izmir kızlarağası, kızlarağası hakkında, izmirin tarihi eserleri